"Susmak dediğin hâl dilin zekâtıdır. Susan kârdadır ve zira pek çok günah dilin altında gizlidir.
Sen kendi tercihinle seçmiş değilsin ya bu sükutunu işte o yüzden mana veremez ve o yüzden anlayamazsın. Konuşabiliyor olduğu hâlde susmayı, dilsiz olmayı tercih etsen işte o zaman anlarsın. Zira susan kârdadır. Susmak bir hâl değil susmak bir makamdır ve susmak sözlerin efendisidir." dedi.
Peki, bugüne kadar enerjisini neye harcamıştı? Yaşamının olduğu gibi devam etmesini garantiye almaya çalışmaya. Anne babası kendisini çocukluğunda olduğu gibi sevmeyi sürdürsünler diye pek çok isteğinden vazgeçmişti.
Oysa gerçek sevginin zamanla değişip geliştiğini, yeni ifade yolları keşfettiğini bilmiyor muydu?