Bana göre ölümü, maddenin ortadan kalkması izlemeliiydi. Bu beden için en iyi çözüm olurdu. Böylece, ortadan kalkan bedenler, doğruca geldikleri kara deliklere dönerlerdi. Ruhlar ışık hızında ışığa doğru giderlerdi. Şayet ruh diye bir şey varsa tabii.
Sigmund Freud’un dediği gibi, kafamızın içinde tesadüf diye bir şey yokken (orada sadece henüz ortaya çıkaramadığımız bilinçdışı bağlantılar vardı), dış dünya tesadüflerle doluydu.
Ötekinin bakışı, her bir insan parçacığı için besin ya da soluduğu hava kadar temel bir ihtiyaçtır. Öteki ister fiziksel olarak mevcut olsun ister her bir parçacığın anlatasının bir parçası olarak içselleştirilsin, bu durum hayat boyu sürecektir.
…Kendi imgesine fazla eğilmek, onun tarafından yutulma riski taşır; ya da kimse kendini gerçekten tanımaz ve aynanın yapaylığı tehlikelidir ve bir de ötekinin çağrılarına kulak tıkadığında, kişi kendini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır…