• Türk polisiye romanlarının ustası Ahmet Ümit. Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim : Kendime göre haklı olduğum sebeplerden dolayı kitabı beğenmedim. Elbette çok beğendiğim tarafları da var ancak bir bütün olarak değerlendirdiğimde bana göre yavan kaçan tarafları ağır bastığı için romanı beğenmedim. benim beğeni eşiğim yüksek olduğu için ve mükemmelliyetçi biri olduğum için beğenmemem normal ama okurken yarıda bırakırsınız o kadar kötü demiyorum elbette zaten bu haksızlık olur.
    Olumlu taraflar :
    1.Katil ustaca gizlenmiş
    2.Yazar empati yapma yeteneğini konuşturmuş
    3.Betimlemeler sizi orada hissettirecek kadar başarılı üslub biçem başarılı

    Beğenmediğim Taraflar :
    1. Kurgusu zayıf
    2. Akışı zayıf.
    3.Sürekli aynı karakterlerin karşıma çıkması sıkıcı. Başkomiser Nevzat ve ekibi değil kendine özgü apayrı bir polisiye okumak isterdim ancak yine Ali Zeynep Nevzat Evgenia vs...
    4.Karakter analizleri yavan duruyor. Örneğin Nevzat'ın bir başkomiserden ziyada hayat hocası tarih öğretmeni istanbul beyefendisi ve entellektüel taraflarının okuyucuya dikte edilip başkomiserde olması gereken en azından polisiye roman kahramanı olan bir başkomiserde olması gereken sert tarafın mutlak ve kesin bir surette Ali'de vücut bulması ve onun meslek icabı olan nobranlığının tek ve mutlak makineden çıkma bir havada Nevzat'ın kendinde olmayanların istiflendiği bir pozisyonda olması vs...
    5.Tekrara düşülmesi.İstanbul hatırasında işlenen İstanbul tarihi ve şehrin yapılaşma ve mimari değerlerinin korunması konusu o kadar işlenmiş ki İstanbul Hatırasından sonra aynı karakterler ve aynı konu kısır döngünün ortasında bırakıyor insanı hele ki akışı sıkıntılı bir romanda.
    6.cinayetlerin gizem eşiği düşük.Kurguda heyecanın bir yerde zirve yapmasını bekliyorsunuz ancak bu olmuyor.Roman sonlarda katili iyi gizliyor ama en başarılı yönü katilin iyi gizlenmesi maalesef diğer akış ve kurgusal zaaflar kısır döngü romanı sıradan bir Ahmet Ümit romanı yapmış

    Son olarak romanda kendinden bahsetmesi Beyoğlu romanı patasanadan bahsetmesi kendinin gerçek hayattaki varlığını romana entegre etmesini ben hiç beğenmedim çok eğreti durmuş puanım 6.
  • Dünya Kur'an olduğuna göre,Kur'an'ı bütünüyle ele aldığımıza göre,Kur'an'ı üç kere öpüp başımıza koyuyoruz,abdestsiz el süremiyoruz.Ama içinde Firavun kelimesi var,şeytan olan sayfayı yırtıyor muyuz? Firavun olan sayfayı yahut Peygambere eziyet eğmiş kişilerin adının geçtiği sayfaları yırtıyor muyuz?O halde gerçek edep Allah'ın bize Firavun olarak gönderdiği insana karşı da içimizde kin ve kötülük duymamak,her şeyin bir sebebi olduğunu mutlaka bilmektir.Onun için bu bakış açısından edebe bakarsak herşey o kadar güzel o kadar hoş görünür ki.
  • Tek bir gerçek var o da zamanın dolduğunda dünyada olmayacağın..
  • 1929 Yılı Amerika’daki büyük ekonomik buhran sonrası kapitalizmin en vahşi hallerine büründüğü, “altta kalanın canı çıksın” mantığının işlediği yıllardır.
    Bizzat Steinbeck’in kendisinin de yaşadığı, kimi kaynaklara göre üç milyon insanın Kaliforniya’da düşük ücretlere mecbur bırakılarak çalıştırıldığı gerçek hayat hikayelerinin romanıdır kitap.
    Kısaca eşitsizliğin edebiyatıdır.
    Sanayi devrimi sonrası dünya makineleştikçe tarımdaki insan emeğinin yerini makineler almaktadır. Tarlaya giren her traktör 10 aileyi işsiz bırakmaktadır.
    Gazap Üzümleri; emek-sermaye kavgasının tarım sektöründeki kavgasını anlatan, edebiyat dünyasının en büyük eserlerinden birisi.
    Traktörlerin işsiz bıraktığı insanların ortakçı çalıştığı arazilere el koyan bankalar yani şirketler, bu yarıcı insanları topraklarından kovdukça , bu yersiz yurtsuz insanlar yeni umutların peşine düşerler. 2000 mil ötedeki Kaliforniya bu yurtsuz insanların “Amerikan Rüyası”dır. Uzun yolculukları boyunca kitaptaki roman kahramanları gibi binlerce insan aynı rüyayı görmek istemektedirler.
    Madalyonun görünmeyen yüzünde ise kapitalist ekonominin acımasız çarkları dönmektedir. Piyasadaki arz edilen ürüne talep çoksa fiyat düşer mantığı ile insanların emekleri sonuna kadar sömürülür. Kısaca “Amerikan Rüya”sı sadece rüyadır.
    Ancak bu zorlu koşulların üstesinden gelmek için “öldürmeyen acı güçlendirir” mantığı ile yaşamak istiyorsan güçlü olmak zorundasındır.
    Roman kahramanımız ailenin bel kemiği “Ana” karakteri; ailenin civcivlerini yırtıcılardan korumaya çalışan bir kuluçka tavuğudur adeta.
    Bu zor koşullarda ailenin en zor anında sürekli çözümler üreten hapisten yeni çıkmış oğlu Tom Joad, asla pes etmeyen bir başka kahramanıdır.
    Daha önce papazlık yapan Casey yaşamın içindeki bu adaletsizlikleri gördükçe kızılderililerin yaşam felsefesi olan “Aslında bütün insanlar büyük bir ruhun parçası” sözü ile Casey’de yeni bin uyanış başlamıştır.
    İnandığı dinden vazgeçip papazlığı bırakmıştır. İnsanlara başka türlü yardımcı olmaya çalışmaktadır. Çelişki yaşamın içindedir. “Bir insanın bir milyon dönüm arazisi olabilirmi?” sorusunun cevabındaki adaletsizlik, inandığı değerlerden uzaklaştırmıştır Casey’i.
    Benzer uyanış Tom Joad’da başlar. Tom aileden kopsa da daha toplumsal düşünmeye başlamıştır artık. Sömüren sisteme karşı başka sömürülen insanların olacaktır artık.
    Kitap mutlu bir sonla bitmez. Hayatta mücadelenin her daim devam ettiğini, halktan yana olan insanların, daha yapacak çok şeyleri olduğu düşüncesini, okuyucusunun kafasına yerleştirerek biter.
  • Yaşamak için bir sebep ararken kendimi kitap okurken buluyorum. Evet belki bunu okuyanlar abarttığımı düşünecek ama gerçek şu ki kitap varsa varım yoksa yokum...
  • Tanrı'nın kendi gücünü açığa çıkarmasından da öte o mahluktan birine kendini bilme gibi bir şeyi lutfedip onu görünür kılacak kadar gerçek kılması asıl olay.

    Konuları karıştırma.
  • Gerçek şu ki, biz sıradan insanlar hep erişilmezi isteriz.
    Henry Miller
    Sayfa 13 - Notos kitap