İnsan bazen bilim ve dinin "örtüşmediği" yargısına bağlanmanın benim gibi biliminsanı olmayan ve dini farklı öncüllerden kalkarak tartışanlarda bir rahatlamaya yol açtığından şüpheleniyor. Fakat Victor Stenger'ın kitabının sahneye çıkışıyla birlikte, zaten canlı ve etkili olan inançsızlık kanıtlamaları hem nitel hem nicel açıdan güçlü bir ivme kazandı. Bu tartışmada taraflardan biri boyun eğmek zorunda kalacak. Bu katkının ne kadar önemli olduğundan bahsetmeden önce, Victor'a ciddi biçimde borçlanan sıradan ya da bilim dışından "inançsızlar" topluluğuna birkaç söz söylemek istiyorum. 1834'e kadar "biliminsanı" sözcüğü öyle pek yaygın değildi. Sir Isaac Newton gibi insanların "doğa filozofu" olduğu düşünülüyor, onlar da kendilerini öyle görüyordu. Doğa filozofları elbette bilimsel yönelimli insanlardı ama onların daha geniş ve derin bir ilme sahip oldukları kabul ediliyordu. Büyük kozmik amaçlara ilişkin
argümanlar, hesaplarla ve deneylerle bir arada gidiyordu; uzmanlaşma henüz tiranlığını ilan etmemişti. Dolayısıyla pek çok biliminsanı tümüyle "bilimdışı" görüşlere sahipti. Gizli bir simyacı olan Newton papanın deccal olduğuna, Süleyman Tapınağı'nın gerçek boyutlarını bilmenin müthiş buluşlara yol açacağına inanıyordu. Oksijenin kâşifi Ünitaryen Joseph Priestley filojiston teorisini savunurken Alfred Russel Wallace'ın en hoşlandığı şey ruh çağırma seanslarıydı. Bilimsel yöntemle daha genel anlamda "hümanizm" arasındaki güçlü sentezi –akıla dayanan, fiziksel ve doğal deliller arasında bağlantı kurmaya, rasyonel yaşamın yanı sıra ahlaki yaşamın da en iyi biçimde doğaüstü boyutun var olmadığı varsayımı üzerine kurulabileceği sonucunu çıkarmaya cüret eden sentezi ancak Albert Einstein'la (ve belki bir de Bertrand Russell'la) yapmaya başladık.
“Birini hayatınıza alırken ilk tercihiniz; yüzü, saçı, boyu posu, parası pulu olmamalı. Oturuşu, kalkışı, konuşması, merhameti, ahlakı ve hayata bakış açısı önemli olmalı. Yanınızda duran kişinin sizi temsil edecek bir karaktere, belirli bir seviyeye ve genel kültüre sahip olması gerekir. Kafasının neyle meşgul olduğu, değerlerinin ne olduğu önemlidir. Bunun kadını erkeği yok.
Ama bakıyorsunuz, herkes üzgün; evlisi de, sevgilisi olanı da… Herkes bir şekilde içini boşaltmanın peşinde. İnsanlar o kadar anlaşılmak istiyor ki, iki güzel söz duymaya hasret kalmış. Sürekli mesajlar, saçma sapan Instagram hikâyeleri, geçici ilgiler… Oysa önemli olan size uygun, sizi gerçekten anlayan; siz konuşmasanız bile sizi hissedebilen insanların hayatınızda olmasıdır. Siz de onları anlayabilmelisiniz. Çünkü huzur, doğru insanlarla kurulan gerçek bağlarda saklıdır.”