Hüseyin Y.

9/10
·248 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 09:21
Çağrışım yüklü enfes bir kitap okudum. Toz, toprak, kömür, çimento, briket, cüruf… Kuru bir yaşam. Depreşme, bellek, hasar, deneyim, açlık. Açlık insanı ele geçirir, ete hükmeder, zihni boyun eğdirir. Açlık yorulmaz. Açlık, yemek sözcüklerini lezzetlendirir, zihne yemeği düşündürür, kendini perçinler. Leo, onu bir melek olarak görerek başa çıkıyor; onunla konuşarak, varlığını kabullenerek. Kamp dönüşünde bile onunla yaşamaya devam edecektir. Çünkü kamp insanı cansız bir şeye dönüştürür; o artık değiştirilmiş bir varlıktır. Yaşamak; rayından çıkmış, toza, kara ve sıcağa bulanmış, altüst edilmiş bir şey. Kahramanımız Leo Auberg, genç yaşta Sovyet çalışma kamplarında geçirdiği günleri anlatıyor. Tek vazifesi yaşamda kalmak; bunun için çok şeye katlanması gerekir. Çünkü büyükannesi ona, “Döneceğini biliyorum,” demiştir. Oysa büyükannesi orada değildir. Orası, bilinen her şeyin başka bir şeye dönüştüğü yer: kamp. Devam edebilmek için sinmek ve nefes almakta inat etmek gerekiyor. “Ben kimim?”den “Ben neyim?”e sürüklenen bir gerçekliğin hikâyesi bu. Soyutta müthiş bir başarıya ulaşan, somuttan imgeye geçişte düşün dünyasında leziz bir tat bırakan bir kitap. Gökyüzü katlanıyor, madde dönüşüyor, nesneler büzüşüyor ve bütün bunlar sözcüklerle yapılıyor. Zaman sessiz ve düz; bir günden diğerine yaşananlar neredeyse hep aynı hüznü barındırıyor. Okuması zor ve emek isteyen bir kitap olduğunu söyleyerek bitireyim. Okurken hızlı olmayı tercih edenler muhtemelen sevmeyecektir…
Toplama Kampı
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202573 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
9/10
·79 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 21 Haziran 2026 06:25
Uç fikirlerde hapsolmamak için okunması gereken kitaplardan biri. Hele ki kutuplaşmanın kırılgan bir fay hattı üzerinde durduğu Türkiye gibi ülkelerde. James Baldwin, Amerikan özgürlük rüyasının yüzüncü yılında kaleme aldığı bu mektuplarla bize bir rapor, hatta bir göz açıcı gözlük sunuyor. İlk mektup yeğenine; aslında geleceğin çocuklarına. İkincisi ise siyahlara, ötekileştirilenlere ve ezilenlere. Kitap boyunca anlatılanları kendi ülkemin gerçekleriyle kıyaslayarak okudum; zihnim başka türlüsüne izin vermedi. Burada da farklı halklar, kimlikler ve inançlar bir arada yaşıyor. Burada da ihmal edilmiş bölgeler, gasp edilmiş haklar ve eksik bırakılmış özgürlükler var. Baldwin’e göre geçmişi bilmek, onun içinde kaybolmak için değil; geleceği inşa ederken daha adil bir dünya kurabilmek için gerekli. Oysa bugün, değiştirilmiş gerçeklere inanmaya yatkın geniş kitlelerle karşı karşıyayız. Böyle bir çoğunlukla mücadele etmek mümkün mü? Değişimi arzularken onlara dönüşmeden kalmak peki? Yazar ayrıca siyahlar arasında Müslüman hareketlerin neden karşılık bulduğunu da anlatıyor. Çünkü onların sunduğu Tanrı beyaz değil; siyahları değersizleştirmiyor. Dahası, ötekine duyulan öfkeyi bastırmayı şart koşmuyor. Böylece siyah özne, yaşadığı aşağılanmayı inkâr etmek zorunda kalmadan kendine bir yer bulabiliyor. Özgürlük kutlamaları için sanırım hâlâ çok erken. Yine de gelecek kuşaklara onurlu bir yaşam bırakabilmek için mücadeleden, eşitlik talebinden ve dayanışmadan vazgeçmemek gerekiyor. Siyasetten uzak kalmaya karar verdiğim bir dönemde bu kitabı seçtiğim için kendimi ayrıca kutluyorum.
Siyaset ve Felsefe
Bundan Sonrası AteşJames Baldwin · Yapı Kredi Yayınları · 2024143 okunma
7/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2026 38. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 13:32
Bir ailenin birkaç kuşağa yayılan tüm rezilliklerini —tırnak içinde rezilliklerini; yani toplumun saklanması gerektiğini empoze ettiği şeyleri— ortaya döken kitapları keyifle okuyorum. Kahramanların birbirlerinden sakladıkları gerçekleri, birbirlerine sundukları sosyal yüzlerin gerisindeki aşkları, ihtirasları ve fantazileri bilmek bana tuhaf bir üstünlük hissi veriyor. İspanya tarihini ve Franco dönemini çok iyi bilmediğim için roman benim için maalesef aile içi entrikaları anlatan bir noktanın ötesine geçemedi. Ev bazen insanı yutar. Aynı şeyi bazen devlet de yapar. Gitmeye karar vermek, gidebilmek bazen büyük bir başarıdır, bazense bir zorunluluk. Natàlia yıllar sonra geri dönüyor ve bulduğu şey, her şey değişirken aslında hiçbir şeyin değişmemiş olması. Bunun nasıl mümkün olduğunu bilmiyor ama gerçek tam da bu. Kitapta hayatın içinden birçok alt başlık var: felçli bir anneyle kurulan ilişkinin dönüştürdüğü hayatlar, zenginleşmeyi takıntı hâline getirmiş bir babanın çocuklarına yaklaşımı, geç evlenen bir yardımcının düğününe yönelen bakışlar, kadınların gündelik hayatta kurdukları bağlar ve yeni nesli temsil eden gençlerin uyuşturucuyla imtihanı… Dili akıcı, karakterleri canlı ve insan ilişkilerine dair gözlemleri güçlü. Franco dönemi ve Katalan toplumuna dair arka planı daha iyi bilseydim romandan muhtemelen daha fazlasını alırdım; buna rağmen Montserrat Roig’den başka kitaplar okumak isterim.
Kiraz MevsimiMontserrat Roig · Medusa Yayınları · 202686 okunma
7/10
·96 syf.··
2026 39. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2026 11:54
Bu kitap hakkında söylenecek çok cümlem yok. En dikkat çekici yanı yalınlığı ve doğrudanlığı. Anlatıcı, çocuk yapmaya karar vermeye giden yolun adeta bir özgeçmişini çıkarıyor. İnsan zihninin zıtlıklarla dolu işleyişini hatırlatıyor; gün içinde düşüncelerimiz nerelere savruluyor, çoğu zaman fark etmiyoruz. Bu anlatıda ise tüm o savrulmalar kayda geçirilmiş. Kararsızlıklar tüm çıplaklığıyla sergileniyor. Çocuk sahibi olmak, bir bedende başka bir beden büyütmek ve onu dünyaya bırakmak… Sanırım deneyimlemeden tam anlamıyla empati kuramayacağımız en temel durumlardan biri. Melankoli ile umudun birbirini bırakmadığı bu kitaptan beklentim çok yüksekti. Anneliğin romantize edilmeden anlatılmasını seviyorum. Buna rağmen, okuma deneyimim beklentimin gerisinde kaldı. Yine de 92 sayfalık bir kitapta on üç yerin altını çizmişim. Bu da azımsanacak bir şey değil. Öneririm..
ÇocukKjersti Skomsvold · Jaguar Kitap · 0452 okunma
8/10
·196 syf.··
Beğendi
·
2026 35. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 08:44
Çirkinlik, her şeyden önce araladığı yeni bir bilinç kapısıyla dikkat çekiyor. “Çirkin kimdir, nasıl ortaya çıkar?” ve “Güzel ile çirkin arasındaki zıtlık nasıl kurulur?” soruları etrafında ilerleyen Moshtari Hilal, metne kendi bedeninden ve kişisel deneyimlerinden beslenen bir anlatı ekleyerek konuyu soyut bir tartışma olmaktan çıkarıyor. Kitap, bedeni merkeze alarak son yüzyılın dönüşümlerine, kültürel yönelimlere ve mutsuzluğun kaynağını bedende arayan modern bakışa ışık tutuyor. “Önceki halinden kurtulma” fikri, plastik cerrahinin doğuşu ve “güzel yüz ekonomisi” gibi kavramlar üzerinden bedenin yeniden üretilebilir bir nesneye dönüşmesini tartışıyor. Teknolojik imkanların artmasıyla birlikte insanın da adeta yeniden programlanabilir bir “tasarım nesnesi” haline gelmesi vurgulanıyor. Beş bölümden oluşan kitapta benim için en doyurucu kısım ikinci bölüm oldu. Kendi burnunu sevmeyen biri olarak, burun algısına dair söyledikleri çarpıcıydı. Egemen zihniyetin artık yüz hatlarımızı bile değiştirilebilir ve kontrol edilebilir bir alan olarak sunması, “güzellik” kavramını bir özgürlük vaadi gibi gösterirken aslında yeni bir norm dayatmasına dönüşmesini görünür kılıyor. Öte yandan çirkinlik, yalnızca estetik bir karşıtlık değil; görünür olma hakkının kimlere verilip kimlerden esirgendiğini tartışan politik bir kavram olarak da ele alınıyor. Mutlaka okuyunuz...
ÇirkinlikMoshtari Hilal · Livera Yayınevi · 202614 okunma