Şimdi sizden beş dakikanızı ayırmanızı ve şu soruları yanıtlamanızı istiyorum: Hiç kendinizi tekinsiz, gergin, endişe verici bir ortamda hissettiniz mi? Ya da hareketleri ve konuşmasıyla sizi şaşırtan biriyle sonunu tahmin edemediğiniz bir yolculuğa çıktınız mı?
Bu sorulara yanıtınız “hayır” ise üzgünüm. Çünkü Sürücü Koltuğu bu sorulara “evet” diyenlerle yola çıkan bir kitap. Kitabın başından sonuna kadar “tekinsiz ve bilmediğiniz” bir yolculuk yapıyorsunuz. Belki siz bu yolculukta başınıza neler geleceğinin farkında değilsiniz; ancak yol arkadaşınız Lise her şeyin farkında. Sizi de peşinden sürüklediği bu yolculukta başına gelenler aslında planlı bir arayışın hikâyesi. Sizi de bu arayışın tam ortasına bırakıyor; ancak yardım etmiyor, onunla bağ kurmanıza izin vermiyor. Bunun tabii ki çok önemli nedenleri var. Neler mi?
Lise, tuhaf bir kadın. Gülüşü abartılı, söyledikleri çoğu zaman anlamsız… Davranışları “normal” değil. İnsanların ondan uzaklaşmasına neden oluyor. O da renkli elbiseler giyerek dikkat çekmeye çalışıyor. Ama bu onu daha da tuhaf biri hâline getiriyor. Sistemin içinde var olmak için on sekiz yaşından beri, hasta olmadığı sürece sürekli çalışıyor; ama küçük bir stüdyo dairede yaşıyor. Çünkü iş hayatında da sistemin çarklarının altında ezilen biri. Bu durumu “altında iki erkek, beş kadın; üstünde ise beş erkek, iki kadın çalışıyor,” diye yazılan satır aralarından anlıyoruz. Üstelik yaşadığı tüm hoşnutsuzluklara rağmen ağzını açıp tek kelime etmiyor. Hangimiz bunu yaşamıyoruz ki? Sadece onun farkı, artık sistemin direksiyonunu kırmak istemesi. Bunun için de bir yolculuğa çıkıyor ve müstakbel sevgilisini aramaya başlıyor. Romantik bir aşk hikâyesi okuyacağınızı sanıyorsanız çok fena ters köşe olacağınızı söylemek isterim. Çünkü bir erkek arkadaş bulmak