Kitap sevgisi diye bir sevgi vardır sanırım. Ana sevgisi, kardeş sevgisi, yâr sevgisi gibi bir sevgi. Bu sevgi insanın içinde doğuştan mıdır? Yoksa sonradan mı uyanır? Bunu bilmiyorum. Daha doğrusu, ben şöyle inanıyorum: Kitap sevgisi de bütün öbür sevgiler gibi doğuştan vardır; ama uyuyordur. Onun, zamanı gelince uyandırılması gerekir. Kitap sevgisinin bende nasıl uyandığını düşünüp bu kanıya varıyorum.
Vay canına. Sanırım böyle bir kitap daha önce hiç okumamıştım. Birbirinden bağımsız gibi görünen dokuz resim, farklı olaylar ve insanların birden bire çok farklı şekillerde birbirine geçmesi. Kitabı okurken kendimi bir bulmaca çözüyormuş gibi hissettim, yazarla birlikte tüm o resimleri büyük bir ilgiyle inceledim. Yalnızca bir cinayet romanı ya da polisiye diyemeyiz bence bu esere. Tanımlaması zor, ama ne diyebilirim ki, son derece akıcı ve zevkliydi. Sonuyla da beni son derece şaşırttı açıkçası. Japon edebiyatı okumaya giderek daha fazla alışıyorum. Bu arada yazarımızın görüntüsünü, ismini ve hatta sesini bile gizlemesi de ayrıca dikkatimi çekti. Tuhaf Resimler gibi bir kitabı da ancak böyle “tuhaf” birisi yazabilirdi demeliyiz belki de? :) Tavsiyemdir. Bu kitabı deneyimlemelisiniz.