Derin bir “ah” çekiyorum bu kitabın ardından. Ah ki ne ah. Kalbime dokundu demek yetmez. Sayfalardaki kelimelerin birer mürekkep lekesi olmaktan çıkıp gözümün önünde büyüdüğünü, ete kemiğe bürünüp ruhuma doğru bir yolculuğa çıktığını gördüm. Öyle çok yerde durup düşündüm, gözlerimi kapadım, altını çizdim ve bitmesin istedim ki. Ama kendimi okumaktan da bir türlü alamadım. Çağlayan bir ırmak gibi oluk oluk içime aktı karakterler. Geçmişile geleceğin bir oluşunu okudum. Garip Derviş Ali, güzeller güzeli Handan Hanım, zavallı Halide ve o uğursuz konağı paylaştığı kardeşleri Cihangir, Zeliha ve Nihal’in hikayesi. Hem enfes, akıcı ve harikulade bir eser, hem de kalbinizi kıracak, insan olmanın ne olduğuna dair yüzünüze bir şeyleri çarpacak bir tokat sanki. Lütfen bu kitabı okuyun, ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız. Son olarak sevgili Tarık Tufan’ın kalemine sağlık demek istiyorum. Böyle bir güzelliği bizimle buluşturduğu için çokça teşekkür ediyor ve bu kitap gibi niceleri için ilham diliyorum!