Gevezedergi

Gevezedergi
@gevezedergi
Sanat, Edebiyat, Tarih, Kültür ve Bilim Dergimizi incelemek için;
Kayıp Şehir
Bir gece vakti Dolunayla birlikte Kayıp bir şehirde Yıkılan rüzgârlar Ve bir avuç sis Taşımak zordu Bir iken damlalarda Çırpınmak. Zordu Sessiz dalgalar ve Çırpınışlar Geçti mi üzerinden Bir yığın toprak Bir tutam yaprak Ezilen kimlikler Ve sahipsiz benler Haykırış etti Habersizce gitmelerden. Susmalar isyanda Hayaller yer in altında Paramparça cam kırıklarında Bir gece vakti Işıksız bir ay Bir sonbahar Belki sadece bahar Ortalık toz duman Karıştırdık yolları Sebepsizce ayrılmadan Denize varan sokaklar Kapattı kendini
Şiir
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Dünya sanat günü
Yaşamın gerçekliğini fotoğraflamak için sanat ortaya çıkmış; bir ilham belki de bir gözlem… İfadelerle, çizgi ve renk unsurları ile sanat eserleri açığa çıkar. Sanatı, estetik bir hazza bağlayan bu anlayış yıllar geçtikçe bir anlatım tarzı olarak devrim yaratmıştır. Yazıya dökemeyenlerin bir haykırışı, ruhun ihtiyacını karşılar. Sanatçılar geçmişten günümüze kadar ayakta kalabilmek için yaşadığı çağı gelecek nesillere aktarabilmeyi kutsal bir görev edinmiştir. Yazının anlam seviyesinin ilgi görmediği zamanlarda görsel zekayı harekete geçirerek geçmişten günümüze bir köprü kurmasını sağlamışlardır. Bu çabalar sonucunda sanat son zamanların en popüler alanlarından biri olmuş, geniş bir yelpazede yaşamın akışında büyük rollere ev sahipliği yapmıştır. Sanat gerçek yaşamda olamayacak dünyaları hayal ederek, insanlara umutlar vadedebilir, farklı dünyalar kurabilir, beynin kapanmış gizli çakralarını açabilir, kendi dünyasında bir alan yaratabilir ve yaratıcılığı geliştirebilir. Farklı alanlardan etkilenerek oyun hamuru gibi kendini biçimlendirmiş, ifade biçimlerine yeni olanaklar sağlamış ve zenginleştirmiş yeni çağrışımlar oluşturmuştur. Ayrıca farklılaştırılmış estetik kapıları açmıştır, yaygınlaşmasıyla her kesime daha kolay ulaşma imkanı bulmuştur. ‘Sanat duyguların dışavurumudur ancak bu duygu sanat eserine dönüştüğünde anlaşılabilir.’ demiş Collingwood. Bir şair ya da bir yazar düşüncelerini kalemiyle konuşuyorsa sanatçı da fırça darbeleriyle ve renklerle düşüncesini zenginleştirir, sesi olduğunu kanıtlar dünyaya. Sanat, duygu, düşünce yükü, felsefi birikim, korkular, beklentiler, yeni tasarımlar ve düşsel gücün harekete geçmesi sayesinde sanatsal ürünler yaratabilir. Sanatta bugünü, geçmişi ve geleceği iç içe geçmiştir. Bir yandan geçmişin çöplüğünde eşelenirken
Edebiyat
Kayıp
İnsanın kendini araması ne zor şeymiş Ben diyorum, ben kim? Mahşer yerini aratmayan bir kargaşa Yalnızım, bir başıma Bir başıma derken, yanlış anlaşılmasın Birinin yoksunluğundan söz etmiyorum Kendimi bulamıyorum Benim bana ihtiyacı vardır Kendimden mahrum kalmışım Etrafımda bir savaş ki Sebepsiz… Ben ise seyirci Bir hengamede bin uğursuzluk Bundandır kaçışı tutmuşum Debeleniyorum, koşuyorum, haykırıyorum Bunların hepsi kafamın içinde tutsak, oyun Kaybettiklerime ağlıyorum Kendimi bulamayışıma Boşluğun yokuşunda
Edebiyat
KİMİNE GÖRE GEÇMİŞ BİR 5 NİSAN KLASİĞİ
Bir ‘5 Nisan Avukatlar Günü’ nü daha geride bıraktık. Kıdemlisinden mesleğe taze başlayanına; ‘patron’ avukatından ‘işçi’ avukatına, stajyerine kadar birçok meslektaş tarafından şanlı şöhretli cümlelerle anıldı mesleğimiz. Anıldı diyorum, çünkü ben bu ülkede anıldığı- aslında olması gerektiği- gibi yaşatılamadığı için bir anma töreni gibi değerlendiriyorum bu günü. Evet efendim ne demiş Molierac, ‘Görevimizi yaparken kimseye; ne müvekkile, ne hâkime hele ne iktidara tâbiyiz. Bizim aşağımızda kişilerin varlığı iddiasında değiliz. Fakat hiçbir hiyerarşik üst tanımıyoruz. En kıdemsizin en kıdemliden veya isim yapmış olandan farkı yoktur. Avukatlar tarih boyu köle kullanmadılar ama hiçbir zaman efendileri de olmadı!’ Yıllardan beri camiamızda söylenegelen bu sözler Molierac’a mı aittir, hatta Molierac bir şehir efsanesi midir bilinmemektedir. Yine de bu sözlerin gerçekten de mesleğimiz için ideal olanı çok güzel ifade ettiği söylenebilir. Ancak bugün bu idealden ne kadar uzak olduğumuz su götürmez bir gerçektir. Paranın güç, insanlığın hiç olduğu bir çağda her meslek sahibi kadar bizim de bu yangından payımızı aldığımızı, şahsen sayfalarca yazsam bitiremeyeceğim kadar çok sorun biriktirdiğimizi düşünüyorum. Benim gayem, bu yazının muhataplarına şikâyetlenmekten ziyade, neden bu sorunlara ve bu sorunları yaratanlara karşı topyekün bir duruş sergilememizin gerekliliğini izâh etmektir. Bu yazıyla avukatlık mesleğine yahut bu mesleği icra edenlere kutsiyet atfedilmemektedir. Anlatmak istediğim, toplum içindeki varlığımızı sağlıklı bir şekilde sürdürebilmemiz için hukuk ne denli hayati ise; avukatlığın hukuk dünyası içerisindeki varlığının da o denli hayati oluşudur. Zira ideal olandan yola çıkarsak, avukatlığın, muhatabı olduğu hiçbir özneye bağlı kalmaksızın, mutlak bir
Edebiyat
BULUTUN İÇİNDE BİR YAŞ
Bir pazar gününden hallice uyanmıştım. Alarmı kapatmaya gücüm yetmez gibi duraksız çalışı rahatsız etmemeye başlamıştı. Tüm gün çalsa da beni ayaklandırmaya yetmeyecekti, hatırladığım randevuma geç kaldığımı düşünene kadar. Yüreğimden gelen soğukluk önce ellerimi sonra içtiğim kahveyi üşütmüştü. Gitmem gerektiğini ise daha yataktan kalkmadan yastığın geceden kalma gözyaşı ile nemli olduğunu hissedince anladım. Sanki bir bulutun yaz yağmuru getirdiği zamanda eve varana kadar esen rüzgarla biraz kuruyup nemli kaldığım günkü gibi bir durumdu. Bende her bulut gibi içimdeki tüm yaşları döküp rahatlayamamıştım belki de ama yastığımı nemli bırakacak kadar akıtmıştım içimdeki hüzün yağmurlarını. Şimdi tam önündeyim, hem doktor kapısının hem de yeni bir başlangıcın. Bedenim, her iki kapıdan da içeri girmek istemese de kendimi itmekten başka çarem yoktu; yeni başlangıçlara doğru... "Nasılsın" diye geçmişti cümlenin başına ve benim karşıma. Bir sessizlik çöktü odanın tüm metrekaresine. Pencerenin önündeki çiçek bile merak ediyor gibiydi bu sorunun cevabını. Ama benim bu soruya verecek bir cevabım yoktu. Suskunluğumdan anlamış olacak ki başka bir soru yöneltti: Peki, neden buradasın? Bana anlatmak istediğin bir şey var mı? 'Evet, aslında size anlatmak istediğim çok şey var." Gerçekten de kazananı ve kaybedeni olmayan savaşın ortasında medcezirdim ben. Ay ve güneşin yer yuvarlağı üzerindeki çekim gücünün etkisiydim ben kendi içimde. "Seni dinliyorum." Biri beni dinleyemeli çok zaman olmuştu. Beni önemsediğini hissetmek yüzümde bir tebessüm oluşturdu ve konuşmaya başladım. "Kendime ait olan hayatımı, kendi hayatlarına yetmeyen insanların eline verdim. Değerli olduğumu düşündüklerimin benim hayatımı kullanmak için oyun oynadıklarını bilemedim. Sonunda yalnız kaldığım dünyamda
Edebiyat