Gevezedergi

Gevezedergi
@gevezedergi
Sanat, Edebiyat, Tarih, Kültür ve Bilim Dergimizi incelemek için;
23 Ocak
11 okur puanı
Şubat 2021 tarihinde katıldı
BULUTUN İÇİNDE BİR YAŞ
Bir pazar gününden hallice uyanmıştım. Alarmı kapatmaya gücüm yetmez gibi duraksız çalışı rahatsız etmemeye başlamıştı. Tüm gün çalsa da beni ayaklandırmaya yetmeyecekti, hatırladığım randevuma geç kaldığımı düşünene kadar. Yüreğimden gelen soğukluk önce ellerimi sonra içtiğim kahveyi üşütmüştü. Gitmem gerektiğini ise daha yataktan kalkmadan yastığın geceden kalma gözyaşı ile nemli olduğunu hissedince anladım. Sanki bir bulutun yaz yağmuru getirdiği zamanda eve varana kadar esen rüzgarla biraz kuruyup nemli kaldığım günkü gibi bir durumdu. Bende her bulut gibi içimdeki tüm yaşları döküp rahatlayamamıştım belki de ama yastığımı nemli bırakacak kadar akıtmıştım içimdeki hüzün yağmurlarını. Şimdi tam önündeyim, hem doktor kapısının hem de yeni bir başlangıcın. Bedenim, her iki kapıdan da içeri girmek istemese de kendimi itmekten başka çarem yoktu; yeni başlangıçlara doğru... "Nasılsın" diye geçmişti cümlenin başına ve benim karşıma. Bir sessizlik çöktü odanın tüm metrekaresine. Pencerenin önündeki çiçek bile merak ediyor gibiydi bu sorunun cevabını. Ama benim bu soruya verecek bir cevabım yoktu. Suskunluğumdan anlamış olacak ki başka bir soru yöneltti: Peki, neden buradasın? Bana anlatmak istediğin bir şey var mı? 'Evet, aslında size anlatmak istediğim çok şey var." Gerçekten de kazananı ve kaybedeni olmayan savaşın ortasında medcezirdim ben. Ay ve güneşin yer yuvarlağı üzerindeki çekim gücünün etkisiydim ben kendi içimde. "Seni dinliyorum." Biri beni dinleyemeli çok zaman olmuştu. Beni önemsediğini hissetmek yüzümde bir tebessüm oluşturdu ve konuşmaya başladım. "Kendime ait olan hayatımı, kendi hayatlarına yetmeyen insanların eline verdim. Değerli olduğumu düşündüklerimin benim hayatımı kullanmak için oyun oynadıklarını bilemedim. Sonunda yalnız kaldığım dünyamda
Edebiyat
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
SİR CHARLES SPENCER CHA PLİN
ZAMANSIZ MUHABBETLER Bugünkü röportaj konuğumuz; Bol pantolon Melon şapka Büyük ayakkabılar ve elinde bastonuyla bir garip oyuncu. Size kimi hatırlattı? Tabii ki "Charlie Chaplin" Nam-ı diğer "Şarlo" Senarist, yönetmen, oyuncu, yapımcı ve kendi film müziklerinin bestekârı. Sosyalist duruşuyla halkın kalbinde büyük yere sahip olmuş, filmlerinde de bu samimi duruşunu gözler önüne sermiştir. Şimdi gelin bir de fikirlerini onun ağzından dinleyelim. Zeynep: Charlie Bey hoş geldiniz, kariyeriniz başarılarla dolu, insanların hayatında, büyük öneme sahipsiniz. Oyunculuk kariyeriniz nasıl başladı? Chaplin: Her umut acıdan sonra doğar. Benim oyunculuk hikayem şöyle başladı. “Annemin sesi şarkı söylerken birden kısıldığında ben kulisteydim. Yüzünü görmüyordum ama sesi bir hırıltı halini almıştı. Seyirciler gülmeye, ıslıklamaya başladı. Ne olduğunu pek anlayamıyordum. Ama yuhlamalar ve gürültüler öylesine arttı ki annem sahneyi terk etmek zorunda kaldı. Kulise girdiğinde yıkılmış, mahvolmuştu. Beni bir gün şarkı söylerken görmüş olan sahne direktörü bir öneride bulundu. Annemim yerine ben çıkacaktım sahneye. Annem önce istemedi, sonra ne olduğunu anlamadan kendimi sahnede buldum. O sırada çok sevilen "Jack Jones" isimli şarkıyı söylemeye başladım. Şarkının ortasında sahneye küçük paralar yağmaya başladı. Hemen durup paraları toplamaya koyuldum. Nasıl olsa şarkıya sonra da devam edebilirdim. Bu davranışım seyircileri çok güldürdü. Sahne direktörü, elinde bir mendille bana yardım etmek üzere sahneye girdi. Paraları alıp gidecek zannettim. Seyirciler bu korkumu anlayınca daha fazla gülmeye başladılar. Direktör, paraları anneme teslim edinceye kadar izledim onu. Sonra başka numaralara başladım. Çok rahattım sahnede. Dans ettim, taklitler yaptım, başka şarkılar söyledim… O gece benim
Edebiyat
Puan vermedi·538 syf.··
2021 1. kitabı
Öyküdeki metaforların manasını şöyle açıklayabiliriz ; Vasalisa, kadınların sezgi gücünün kutsanmasının anneden kıza, bir kuşaktan diğerine miras bırakılması ile ilgili bir öyküdür. Bu masalda şişenin tamamlaması için dokuz ödevden söz edilir. Bunlar şöyle yorumlanır: Birinci ödev; Fazla iyi annenin ölmesine izin vermektir. Bu gerçekleşince içimizden yeni kadın doğar. İyi anne ile olmak güzel ve rahatlatıcı olabilir ama o içimizdeki en canlı enerjilerin açığa çıkmasını engeller. İkinci ödev; İyi olmanın, şirin olmanın, nazik olmanın, hayatın şakımasını sağlamayacağını keşfetmektir. Üçüncü ödev; Karanlıkta yolunu bulmaktır. Bunun anlamı, içgüdülerine güvenerek iç dünyanın derinlerine gitmeye cesaret göstermek, gerçek ruh gücünü yaşamak, bilinç dışına giden yolda duyarlılık geliştirmek, içsel duyumlara güvenmek, sezgiyi beslemek, gücü sezgilere aktarmak ve bu sezgisel gücün kadından kadına nesilden nesile akmasını sağlamak. Dördüncü ödev; Vahşi cadıyla yüzleşmek. Tek düze hayat, şişede ışıksızlığa neden olmaktadır. Bu zamanlarda vahşi ormana gidip kötü kadını bulmak gerekebilir. Vahşi olan ürkütücüdür ve güçlüdür; gücü ele geçirmek için güçlünün karşısında ayakta durmak gerekir. Kadınların fazla nazik uyumlu şirin taraflarına karşın, ‘cadı’ olarak anılan kadınların güçlü taraflarını da ortaya çıkarmaları gerekmektedir. Güçlü olmak, vahşi doğayla iç içe hayat sürebilmek, öğrenebilmek, bildiklerimize katlanabilmek; yalın gerçeği görmek gibidir, dayanmak ve yaşamak anlamına gelir. Beşinci ödev; Akıldışı olana hizmet etmek. Vahşi güçle birlikte kalmak, yani; onu tanımak anlamına gelir. Gücü tanımak, içsel arınma güçlerini tanımak, tasnif etmek, enerji ve fikirler üretmek, beslemek. Hem ölümü hem de yenilenmeyi öğrenmek. Vasalisa’nın ödevlerinden kadınların sürekli yapması
Edebiyat
Kurtlarla Koşan KadınlarClarissa P. Estes · Ayrıntı Yayınları · 202110,7bin okunma

Gevezedergi

, bir kitap okudu
Puan vermedi·360 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
Harper Lee
8.3/10 · 88,6bin okunma
"SAKIN BÜLBÜLE DOKUNMA"
Puan vermedi·360 syf.··
Beğendi
·
2021 2. kitabı
Amerikalı yazar Nelle Harper Lee'nin (1926-2016) 1960 yılında “To Kill A Mockingbird” adıyla (Türkçe: Bülbülü Öldürmek) yayımlanan ve ertesi yıl kendisine Pulitzer Edebiyat Ödülü'nü kazandıracak eseridir. Yazarı tarafından her ne kadar reddedilse de Lee’nin hayatıyla olan büyük uyumu sebebiyle kimileri kitabı otobiyografik bir eser olarak niteler, kabul eder. Bülbülü Öldürmek’i okurken, ırk ayrımının keskin bir şekilde hissedildiği dönemin Amerika Birleşik Devletleri’nde siyahî bir vatandaşı savunan idealist bir avukatın adalet arayışını bulacaksınız. Yaşanan tüm olayları ise bu avukatın küçük kızının ağzından öğrenecek ve onun dünyasından göreceksiniz. Doğruları ve yanlışlarıyla, çelişki ve acımasızlığıyla insan hayatını bir çocuğun bakış açısıyla sunması, okura hem benzer olaylara artık hiç bakamayacağı bir açıdan baktırır hem orta yaş ve üzeri okurlara çocukluk dönemlerini hatırlatarak özlem dolu anlar yaşatır. Okurken tatlı, hoş ve biraz da nostaljik duygular hissedeceğinizden şüpheniz olmasın… Yaygın kanaatin aksine eserin akıcı olmadığı kanaatindeyim. Belki de kitabı ikiye ayırmakta fayda var: kitabın ilk yarısında karakter tanımlamalarına, olayın geçtiği dönemdeki toplum yapısının ve farklı etnik ve dini grupların birbirleriyle ve devletle olan ilişkisine yönelik bilgilendirici bir gidişat, tabir-i caizse asıl olay örgüsüne bir temel inşa etme söz konusuyken ikinci yarısında, ilk bölümde çerçevesi çizilen cemiyet ve şahsiyet yapıları etrafında gerçekleşen olay anlatılıyor. Bir çırpıda okunacak kısım daha ziyade ikinci kısımdır da denebilir. Tanımlamaların, tasvirlerin, insan ve toplum tahlillerinin yapıldığı metinlerde sıkılan okuyuculara sabretmelerini tavsiye ederim, buna değeceğini göreceksiniz. Olayların küçük bir kızın diliyle aktarılmasının
Edebiyat
Bülbülü ÖldürmekHarper Lee · Epsilon Yayınevi · 202088,6bin okunma