Gevezedergi

Gevezedergi
@gevezedergi
Sanat, Edebiyat, Tarih, Kültür ve Bilim Dergimizi incelemek için;
“Gecenin mahremiyetini yırttım.” derken Rimbaud’u kaçımız anladı, verlain korkularının kendini uyutmadığını, Nietzsche otel odasında kusmukları içinde ölürken yanında hiç kimsenin olmamasını, Miller’ın karısını sattığını bile bilmiyoruz belki de… Gorki gibi yazabilmek için on yılımı harcarım diyebilecek kaç deli var aramızda, Descartes’ın alın kuralları eserini yazdıktan sonra tebessüm içinde övünerek kahvesini yudumladığını, kendi romanında kurguladığı kişiliğe herkesten önce kendisinin inandığı Gogol gibi, kaç kişi var kurgusuna güvenen? Tarih deliliklerle dolu… Cipolla’nın iktisat tarihine meydan okuduğunu bile unutmuşuzdur. İbni sina’nın “tıbbı üç kelime içine alıyorum.” dediğinde kibirli halini, Batuta her gördüğü yüze inancını sorduğunu, Farabi mutluluk teorisini kalem alırken mutsuz olduğunu kaçımız düşündü ki? Düşüncelerin sakıncalı olabileceğini bile kralların savaşları kaybettiklerinde anladıklarını, kardeş kavgalarının gölgesinde suskunlukları, saray odalarında musiki yerine fransız müziğinin seslendirildiğini, kaç kişi gerçeklerin bizim düşündüğümüz gibi olmadığını biliyor ki?
Edebiyat
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Kitap Tanıtımı
Puan vermedi
Sinan Paşa, 15 yüzyılda yaşamış divan edebiyatı sanatçılarımızdandır. Süslü nesirin ilk kullananlardan. Eserlerinde sanatlı bir dil kullanır. Tazarruname - Maarifname önemli iki eseridir. Tazarru'nâme'nin kitabında konu tasavvufîdir. Bu eserde çok geniş kapsamda ele alınan aşk konusunu dile getirir. Varlığın aslını bulmak için yazılmış olan eser hikâye ve öğütlerle zenginleştirilmiştir. Okumanızda fayda vardı.
1000Kitap
Sinan Paşa Yakarışlar Kitabı (Tazarru'name)Mertol Tulum · Diyanet Vakfı Yayınları · 20116 okunma
SİZİN HİÇ OĞLUNUZ ÖLDÜ MÜ?
Hasta demişti klinikler; çok hasta… Serumlar, vitaminler, ilaçlar…. Kucağınızda taşırsınız kliniklere bir çare diye…Geceleri ona sarılırsınız sımsıkı, sürekli fısıldarsınız kulağına “iyi olacaksın oğlum” diye. 'Ötenazi' der, klinikler…Bir insan can yoldaşına nasıl ötenazi iyi kabul eder ki? “Hayır” dersiniz , haykırırsınız onlara, kucağınıza alıp kaçırırsınız onu ormana. “Bak, en sevdiğimiz yerdeyiz oğlum, vatanımızdayız ” dersiniz . Başını okşayarak “Annen de savaşçı oğlum sende”… “Kaç kez ölümden döndün, ‘ölecek’ dediler, yaşadın bak gör herkesi yanıltacaksın”. Son gücünü harcayarak kaçıp gitmek ister çünkü kediler ölümü bilir; si ze bunu yaşatmak istemez . Güçlükle yataktan kalkar, tuvalete gider. Kedi asildir ve o özgürdür her daim. Gitmek ister, gitmesine izin vermezsiniz . Susar, kaşıkla su verirsiniz ağzına, şifa olsun diye zemzem suyu içirirsiniz . Sabaha kadar hayallerinizden bahsedersiniz ; güçlükle başını kaldırıp gözleriniz in en derin yerine bakar sanki “Anne bensiz olacak hayallerin” der gibidir. Ormanlardan bahsedersiniz sürekli o en sevdiğiniz yerlerden. Başını sizin boynunuza koyar, “miyav” der güçlükle, ölürken bile sizi iyileştirme derdinde olur kediler. Ezanlar okunurken bakışlarını kaldırıp gözlerinize bakar, incecik bir miyav daha der ve son vedasını yapmıştır. Kedi asildir; ölümü de evi telaşa vermez . Sessizce gözlerini kapar, vedasını da yapmıştır artık… Patileri üşür; nefesi yavaşlar…. Üşüdü diye patilerini ellerini ze alıp ısıtmaya çalışırsınız , kalbi zayıflar, nefes azalır. Soğuyan bedene sarılıp ısıtmaya çalışırsınız , boş yere sımsıkı sarılırsınız ama o soğur…soğur…soğur… İnananamazsınız , kalkamazsınız , ayrılamazsınız bedeninden, siz de donarsınız . . . Gelip sizi bulurlar , sarılmışsınızdır tüy yumağına. ”Öldü” derler…
Edebiyat
Öyledir Öyle Başlar, Boris Pasternak,
İnsan iki yaşında da öyle başlar işte Ezgilerin karanlığına sıyrılır kucaklardan, Cıvıl cıvıl cıvıldar, mırıldar bir süre, Derken, üçüne doğru, sözler dökülür ağzından. Öyledir işte, yavaşça başlarsın anlamaya, Kapılıp bir türbinin büyük gürültüsüne, Sen misin bu, bir başkası mı yoksa, Yabancılaşmıştır evin, bir gölgedir annen de Bu zalim leylâk parıltısının nedir derdi? bu dökülen, bu inen bir park kanepesine, Nedir? çocukları kaçırmak gibi bir şey mi? Öyledir işte, kuşlar öyle doluşur içine. Arttıkça artan kıvamını bulan acılardan: Yüreğinde ulaşılamayanın özlemi, uzak yıldızlar, Faust gibi olduğun, kafan bulandığı zaman Öyledir, öyle başlar çingene çalgıcılar. Uçaraktan yüce yüce gök katlarından Çevrili alanlar görürsün, evsiz topraklar, ve denizler bir iç çekiş kadar ansızın, İşte tıpkı öyle doğar heceler ve uyaklar. Yulafların üstünde, sırtüstü, yaz geceleri, yakarır durur: her şey yerini alsın diye, Sakınarak gözünden şafağı ve evreni Öyle olacaktır, öyledir dalaşımız güneşle.
1000Kitap
Kadın
Kadın, dünyayı doğurdu narin bedenin Senden gelip senden gitti cennet meyveleri Gök serilmiş ayaklarının altına Acıdan kaçışın pusulası kadın Öpülünce şımarıp kızaran yanakların Asaletine hayran, gözlerine aşık, Tatlı sözlerine müptela olunan kadın Yaz vakti içilen buzlu su ferahlığı gibi varlığın Payına düşen yaralı bir evrendir Evrende yaralanan sensin Mum ışığında kirpiklerin şahlanır Rüzgarla dans eder saçların Uçuşan yapraklar yoldaşın, arkadaşın Yorgun sabahlarda beklenen şahikasın, sevmelerin Sevmelere layık emek kokan ellerin Sen seni doğurur , yangınların yerine çiçekler ekersin Şarkılar , şiirler , türküler senin Sen hep ol derim. YASEMİN ATABEY
1000Kitap