"Ey güzel Allah'ım," dedim, "sen beni koru." Kimsenin ben koruyacak hali yoktu. Kafayı yemek için, üzerinde dönüp durmak ve dönüp durulan yeri oymak için bir tutunma noktası bile yoktu.
Ne zaman derin bir üzüntüye kapılsam gözlerim parlar, tavır ve hareketlerim neşelenir, içim içime sığmaz olur. Dünyayı hiçe sayıyormuş gibi kahkahalarla gülerim, türlü gevezelikler ve delilikler yaparım. Bununla beraber, sanıyorum ki yakın kimsesi ve başkalarına açılmaya kabiliyeti olmayan insanlar için bu daha iyi bir şeydir.
Sana ne demeliyim? Çok özlediğimi mi? Seninleysem ne anlamı var bunun? Seninle olduğum için sevinmeli miyim? Doğru da olsa neye yarar?
Ya da hiçbir şey dememeliyim.
Ne desem anlamsız kaçacak çünkü.
Ne desem yapay olacak.
Ve ne desem boşuna...
Hiç kuşkum yok, yine de hiç dile getiremediğim bir şeyler kalacak aramızda. Ve zaman hükmünü, pardon, ölü toprağını serecek yine üzerimize.
Bir sayrılık gibi, ya geçen ya göçüren.