Sana ne demeliyim? Çok özlediğimi mi? Seninleysem ne anlamı var bunun? Seninle olduğum için sevinmeli miyim? Doğru da olsa neye yarar?
Ya da hiçbir şey dememeliyim.
Ne desem anlamsız kaçacak çünkü.
Ne desem yapay olacak.
Ve ne desem boşuna...
Hiç kuşkum yok, yine de hiç dile getiremediğim bir şeyler kalacak aramızda. Ve zaman hükmünü, pardon, ölü toprağını serecek yine üzerimize.
Bir sayrılık gibi, ya geçen ya göçüren.
Neresinden baksan değişkendir zaman: bir uzar bir kısalır hiç duraksız: gün, saat, ay, yıl ve bin yıllae ve sonsuzluk hep görecedir. Neresinden baksan, hele geriye doğru öyle pek de uzun bir zaman değil yaşadığın. Bir şaka saysan da başka bir şey yok onun dışında. Öyleyse neresi şaka bu yaşamın birde ölüm kapıdaysa. Bir aldanış saysan, gerçek nerede? Hem de başka hiçbir şey yok elde avuçta.
Ölüm ruhumuzu ne hale getiriyor kim bilir? Onu ne hale sokuyor? Ondan aldığı ya da ona verdiği nedir? Onu nereye koyuyor? Etten gözler veriyor mu ona arada sırada, dünyaya bakması ve de ağlaması için?