Ölüm de böyle bir șey mi, insan kaçınılmaz olanın yaklaştığını mı hissediyor acaba? Ansızın aklına gelen bu düşünce, suya düşen bir damla şarap gibi, kopkoyu rengiyle zihnini bulandırıyor.
Gün boyu ve sabaha kadar ağlamanın mümkün olduğunu görüyor. Ağlamanın farklı farklı türleri olduğunu görüyor: gözlerden ansızın boşanan yaşlar, derinden gelen, işkence gibi hıçkırıklar, dur durak bilmeksizin sessizce akan yaşlar.
Başını çevirip nefesini Judith'in kulak kıvrımlarına doğru bırakıyor; gücünü, sağlığını, her şeyini, bu nefesle ona veriyor. Sen kalıyorsun, diye fısıldıyor, ben gidiyorum. Bu sözcükleri kardeşine iletiyor: Hayatımı sana vermek istiyorum. Al, senin olsun. Sana veriyorum.