Merhabalar. Uygulama bir süredir telefonum da yüklüydü aslında ama hiç girip hesap açma işleriyle uğraşmamıştım. Yeni yeni giriş yapıyorum tamamen, uygulama hakkında pek bilgim de yok, çok karışık duruyor ama öğrenebilirim sanırım. (Daha yeni nereden yazı yazıp paylaşacağım diye bütün uygulamayı aradım ve sağ alttaki + kısmını son anda gördüm...) Bunu yazma sebebim küçük bir giriş yazısı yazmak istememden kaynaklı. Herkese güzel günler dileriiim.
İllüzyon çağında kuklacılık ve kuklalar...
Bir düşünürün söyle bir sözü kalmış hatırımda, mealen diyordu ki:"...eski zamanlarda kuklacı da kukla da, kuklanın ipi de görünürdü seyirciye...", peki ya şimdi, kukla ortada ipi de görünmüyor kuklacı da...hatta kukla kendini öylesine kaptırmış ki, kukla olduğunu unutmuş giydirme şahsiyet kazanmış gibi...seyreden ise hiç birinin farkında değil !... Bu tespit ile giriş yaptık mevzuya, tam olarak içinde yaşadığımız "illüzyon çağının" ve modern insanın varoluşsal trajedisinin kalbine dokunuyoruz bu yazıda. Bahse konu sözün ruhundan ilham alarak, bu derin fikri ve ardındaki manzarayı şu şekilde devam ettirelim: Görünmez İplerin Çağı: Şahsiyet Sanrısı Eski zamanlarda seyirci, izlediği şeyin bir kurmaca olduğunu bilirdi. Kuklacı perdenin arkasındaydı, ipler bazen ışıkta parlardı; sahne ile hakikat arasında estetik bir mesafe vardı. Seyirci oyunu izler, hissesini alır ve evine dönerdi. Kukla da kukla olduğunu bilirdi, çünkü varlığı ancak o görünür iplerin gerilmesiyle can bulurdu. Ya şimdi? İpler o kadar inceldi, o kadar şeffaflaştı ki; artık onları görmek için göz değil, çok derin bir basiret ve şuur gerekiyor. Kuklacı sahnede değil, kuliste değil; bizzat kuklanın zihninin iç çeperlerine gizlenmiş durumda. Algoritmalarla, dayatılan modern paradigmalarla, konfor alanlarıyla ve sahte başarı illüzyonlarıyla örülmüş bu görünmez ipler, kuklaya yukarıdan aşağıya değil; içeriden dışarıya doğru hareket yaptırıyor. Kuklanın Trajedisi: "Giydirme Şahsiyet" En tehlikeli esaret, esir olduğunu bilmeyenlerin esaretidir. Bugünün insanı (modern kukla), kendisine sunulan hazır şablonları, düşünce kalıplarını, beğenileri ve hatta isyanları bile kendi hür iradesiyle seçtiğini zannediyor. Üzerine geçirilen kimliği, o "giydirme şahsiyeti" o kadar çok benimsiyor ki; aynaya baktığında bir
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
giriş gelişme fiyasko.
Kitaptan alıntı.
Mevsimlerden hüzünlü bir sonbahardı. Bahar kadar etkileyici görüntüsü olan ama hep sonu anlatan. Uludağ’ın etekleri olabildiğince renk cümbüşü. Sanki batan güneşin semada bıraktığı veda renkleri yaprak yaprak işlenmiş o görkemli dağın eteklerine… Yer binbir tonu ile günbatımı renklerinin kızıllığını yaşarken sonbaharla, semada ise seherin aydınlığı yavaş yavaş kaplıyordu hertafı. Uludağ’ın bağrında çıkan serin sular başını taştan taşa vurarak yol alıyor. Daldan dala uçuşan kuşların cılıvtılarına çağlayarak eşlik ediyor. Uzun bir yolu var, durup eğlenemez. Akmıyor sanki koşuyor. Teselli etmesi gereken biri var. “Sen ağlama, o güzel gözlerinden hüzünlü yaşlar akıtma” diyeceği. “Ben akarım senin yerine. Ben dövünürüm, çırpınırım. Sen ağlama.” Su kıvrım kıvrım aka aka yaklaşmıştı menzile. Giriş yapıyordu uludağın eteğindeki bu saklı güzellik olan Cumalıkızık köyüne. Sokak sokak geziyordu köyün taş yollarında. Kapısının önünden geçerken duydu Yasemin’in hıçkırıklı göz yaşlarını.. Bir vedanın ardınaydı bu gözyaşları. Hasan’ını sefere uğurlamıştı. Tesellisi zordu bu yaşların. Su Hüzünlü hüzünlü aktı kapının önünden. Beraberce ağladılar… Al.Oku. play.google.com/store/books/det.... 🪽
Alıntı
Dans
“Arkada John Wasson’ın Caravan parçası yükseliyor. Uzun bir giriş boyunca siyah gömlekli adam, mavi kadife elbiseli kadını farklı sahne geçişleriyle kovalıyor ve onu pistin ortasına dek sürüklüyor. Üflemeli çalgıların girmesiyle etraftakiler çekiliyor ve sahne tamamen ikiliye kalıyor. Yanağındaki benle dikkat çeken kadın, kaçıyormuş gibi davransa da adamın ısrarlı ilgisi karşısında gardını düşürüyor. Bir süre bakışarak dans ettikten sonra kadın elini uzatıyor. Adam, kadının elini nezaketle öpüyor. Öpücükler dirsek içinde duruyor ve nihayet adamın kadının alnına kondurduğu son dokunuşla şarkı noktalanıyor. There's something about this song that makes me want to chase relentlessly with love.”
Alıntı
Algı, izafiyet ve idrak...
Algının Göreliliği (Psikolojik İzafiyet) Duyusal girdi ve dikkat mekanizması zaman algısını manipüle eder. Beyin, acı veya tehlike anında hayatta kalma güdüsüyle tamamen "o ana" odaklanır. Bilgi işleme hızı maksimuma çıkar, detaylar artar ve bu durum zamanın genişlemesine (akmamasına) neden olur. Buna karşın dopamin seviyesinin yükseldiği, zihnin "akış" durumunda olduğu mutluluk anlarında dikkat dış dünyaya ve zamanın takibine değil, deneyimin bütününe odaklanır. Zihinsel saat yavaşlar, dolayısıyla kronometreye göre uzun olan bir süre algıda saniyelere dönüşür. İdrak Boyutu (Bilincin Zamanı Anlamlandırması) Algı anlık ve duyusal iken, idrak bu girdileri bir bilince, bir varoluş zeminine oturtma çabasıdır. Bu paradoks bize şunu söyler: Evren Newtonian bir mutlaklıkla, tıkır tıkır işleyen homojen bir saatten ibaret değildir. Zaman, yalnızca uzay-zaman dokusundaki kütleçekimiyle bükülen fiziksel bir olgu olmakla kalmaz; aynı zamanda insan bilincinin derinliklerinde de bükülür. İdrak düzeyinde insan, kronolojik zamanın ötesine geçerek niteliksel zamanı keşfeder. Gerçek anlamda "yaşanan" süre, saatlerin gösterdiği değil, idrakin derinliğinde iz bırakan süredir. Fiziksel Gerçeklik ile Bilişsel Gerçekliğin Kesişimi Kuantum fiziği ve modern nörobilim çizgisi geliştikçe gördük ki "gözlemcinin konumu ve bilinci" gerçeğin kendisini şekillendirir. Nesnel dünya ile öznel deneyim arasındaki sınır, idrak yükseldikçe silikleşir. Saatteki bir dakika her yerde bir dakikadır (klasik fizikte), ancak onu yaşayan bilinç için "an", sonsuz varyasyon barındıran kuantum mekaniksel bir olasılık havuzudur. Bu bağlamda, zamanın sadece fiziksel bir koordinat değil, aynı zamanda bilincin inşa ettiği bir esneklik olduğunu söyleyebiliriz. Bu noktada, zihnin bu "zamanı bükme" kabiliyetini