“Biz kadın milleti çok enteresan canlılarız.Sevdiğimiz adama ‘Git’ deriz, sonra o ‘tamam’ dediğinde arkasından ‘git-me’ diye koyun gibi me’leriz.
Sayfa 21·Kitabı okudu
V.Hugo'nun kaleminden 'batan bir adam'...
Ancak attığı her adımda ayaklarının ağırlaştığını hisseder. Aniden birkaç santim toprağa gömü­ lür. Hiç kuşkusuz tekin bir yolda değildir, yönünü değiştir­ mek için durur. Aniden ayaklarına bakar. Ayakları kurnun altında kaybolmuştur. Ayaklarını kumdan çekip geri dön­ mek ister. Arkasını döndüğünde, daha derine batar. Kum ayak bileklerine ulaşmıştır, kendini çekip sola doğru atılır, kum baldıriarına kadar çıkmıştır, sola doğru hamle yapar, kum dizlerindedir. O zaman büyük bir dehşetle bataklığı andıran bir kumsalda olduğunu ve altında insanın yürüye­ meyeceği, balığın yüzerneyeceği korkunç bir zemin bulun­ duğunu anlar. Yükü varsa yere atar, batmak üzere olan bir gemi gibi safrasını hafifletir; ama artık zamanı kalmamıştır, kum çoktan dizlerinin üzerine çıkmıştır. Yardım ister, şapkasını ya da mendilini sallar, kum git­ gide yükselmektedir; kumsal ıssız, sağlam zemin çok uzaktaysa, bu kumsalın adı kötüye çıkmışsa, yakınlarda kendini kurtaracak bir kahraman yoksa işi bitmiş, kuma gömülme­ ye mahkum olmuş demektir. Saatler süren, bitmek bilme­ yen, insanı ayakta, özgür ve sağlıklıyken yakalayan, yaptığı her hamlede, attığı her çığlıkta, direnişi cezalandırmak is­ termişçesine daha derinlere çeken, ona ufka, ağaçlara, yeşil çayırlara, ovadaki köylerden yükselen dumanlara, gemile­ rin yelkenlerine, uçan ve ötüşen kuşlara, güneşe, gökyüzüne bakacak zamanı bırakarak yavaş yavaş yerin dibine çeken bu kaçınılmaz gömülmeyi geciktirmek ya da hızlandırmak mümkün değildir. Böyle bir yutulma, bataklığa dönüşen ve toprağın derinlerinden bir canlıya doğru yükselen bir me­ zara girmek demektir. Her bir dakika acımasız birer mezar kazıcıdır. Sefil oturmaya, yatmaya, tırmanmaya çalışır; yap­ tığı tüm hareketler onu dibe çeker; doğrulur, gömülür; bo­ ğulduğunu hisseder;
Sayfa 649 - Cilt 2·Kitabı okudu
Alıntı
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gitme İsyanın kızıl rengindeki sevgili Sen öyle mağrur bakışlarınla Ve öyle sevdalı duruşunla Kelepir zamanların kuşatmasına aldırmadan git Zamanın öte kıyılarına git Arkanda bıraktığın gülüşlerini Ayrılığın kuşatmasına terk ederek Ömür çınarının yapraklarını tek tek dökerek git Uzağında bir sevgili öldü Kucağında bir sevgili öldü Yüreğinde bir aşk gömülü Sen öyle kuşanarak acılarını git İsyanın kızıl rengindeki sevgili Git/me… Hüsnü Bala
Gitme İsyanın kızıl rengindeki sevgili Sen öyle mağrur bakışlarınla Ve öyle sevdalı duruşunla Kelepir zamanların kuşatmasına aldırmadan git Zamanın öte kıyılarına git Arkanda bıraktığın gülüşlerini Ayrılığın kuşatmasına terk ederek Ömür çınarının yapraklarını tek tek dökerek git Uzağında bir sevgili öldü Kucağında bir sevgili öldü Yüreğinde bir aşk gömülü Sen öyle kuşanarak acılarını git İsyanın kızıl rengindeki sevgili Git/me… Hüsnü Bala
Kıssadan Hisse - 2026'nın İlk Alıntısı...
“Gitmeyin, yoğun kar yağışı bekleniyor. Sonra başınıza bir iş gelmesin!” dedi evin hanımı. Baba çok bilmiş tavrıyla cevabı yetiştirdi hemen. “Hangi çağda yaşıyoruz hanım, bunca teknoloji, bunca alet-edevat varken İstanbul’da başımıza ne gelebilir ki? Biraz kar yağsa ne olur? Dost meclisine gidiyoruz bir kere. En kötü ihtimalle arkadaşlarda, bilemedin yakın bir otelde kalırız, olur biter.” “Siz yine de dikkatli olun, ha bir de çok içmeyin. Bu havada aracı o şekilde kullanmak akıllıca olmaz.” diye ekledi kadın. Kocasının cevabı gecikmedi yine: “Babaannem gibi konuşmayı bırakır mısın lütfen. Tadımızı kaçırma. Üstü başı bir iki kadeh tokuşturacağız oğlumla. Bütün zengin çevre orada olacak. Çocuğun gözü açılsın biraz. Tanısın çevresindeki iş insanlarını. Yerime geçince ihtiyacı olacak.” Evin hanımı sözü uzatmak istemedi. Kocasına laf anlatamayacağını biliyordu. Yıllardır hiç değişmemişti huyu. Hep bildiğini okur, karşısındakini daima küçümserdi. Yetişme tarzından dolayı, kendi yanlış fikirlerini başkasının doğrularından evla görürdü. “Bir gün düzelir belki” diye sabretmiş ve gizli gizli yakarmıştı Rabbine. Biliyordu ki dualarını açıktan yapsa, kocası ona da müsaade etmezdi. Kibirliydi adam, dine karşı mesafeliydi. Nuh der; peygamber demezdi. Arabaya binip çıktılar nihayet. Kar, onların hareket saatini bekliyormuş gibi ilk tanelerini serpiştirmeye başladı. Gökyüzü farklıydı bugün. Yer yer aydınlık sızdıran sarmal bulutlar giderek örtüyordu her yeri. Haşin ve tehditkârdı manzara. Boğazı yutan sis deryası, nehir gibi akıyordu ara sokaklara doğru. Gökten gazap ve kasavet iniyordu sanki. __Beyaz taneler hızını arttırıyordu peyderpey. Yağış yoğunlaştıkça dışarıdaki hayat yavaşlıyordu. Çok geçmeden değişmeye başladı şehrin
Aslında bütün ihtiyacım olan bu gibi cesaretlendirmeler oluyor. "Living in the Material World" (Maddi Dünyada Yaşamak) ve I Me, Mine (Ben, Benim, Bana) isimli şarkılarımı Srīla Prabhupāda'dan esinlenerek yazmıştım. Bizlerin bu fiziksel bedenler olmadığımızı ve sadece onların içinde yaşamakta olduğumuzu bana o açıklamıştı. Şarkıda söylediğim gibi gerçek yuvamız burası değil. Biz buraya değil, spiritüel gökyüzüne aitiz: "Kaderimi bu maddi dünyaya bağladıkça Maddi dünyada hüsrana uğrarım Duyular asla tatmin olmazlar Sadece gel-git gibi kabarırlar Bu ise beni maddi dünyaya batırır"
Sayfa 50·Kitabı okudu