[1023] Deriz ki: Aslın melzûmu, lâzımı gerektiren olursa onun lâzımı-
nın çelişiği, onun çelişiğini gerektiren olur, aksi durumda o, onun lâzımını
gerektiren olmaz; takdir edilen ise onun hilafınadır ve kıyastan aranılan şey,
küçük terimin yokluğunun ispatı veya lâzımın çelişiğinin yokluğu olursa
bunu başka bir yolla şöyle cevaplamak mümkündür: Takdir, vakıanın hi-
lafını gerektirir, ya da gerektirmez. Eğer gerektirmezse bizim zikrettiğimiz
gerçekleşir, aksi durumda takdir ortadan kalkar ki aranılan şey de budur.
Veya şöyle söylenir: Şayet büyük öncül , küçük terimin takdirine göre ve
mulazemet de, lâzımın çelişiğinin takdirine göre sabit durursa sonuç ve
melzûmun çelişiği gerekli olur, ancak lâzım geçersiz olur, dolayısı ile büyük
öncül ve mulazemet vakıada sabit olduğu halde toplamın ortadan kalkması
gerekir, böylece de küçük öncülün ve lâzımın çelişiğinin ortadan kalkması
gerekir ki aranılan şey de budur.
[1024] Bazıları, takdîri men‘in, gelip-gitme ikileminin bulunduğu yer-
lerde de varid olduğunu ortaya koymuşlardır. [Onlar şöyle] dedi: Gelip-git-
me ikileminden sonra sizin “böyle olursa, şöyle olur. Eğer [böyle] olmazsa
şöyle olur” sözünüz iki seçenekten birinin sabit olduğuna dair bir takdirdir.
Onlardan biri takdir edildiği zaman vakıanın onun hilafına olması caizdir,
dolayısı ile bir şey, çelişiği ile beraber farzedilmiştir, bundan dolayı da im-
kânsızı gerektirmesi caiz olur. Şayet onun hilafının vaki olması veya olma-
ması hali değildir şeklinde cevaplanırsa birincisi geçersiz olur, çünkü şayet
böyle olursa, vakıada olan takdirin hilafınadır ve böylece de aranılan şey
olan ikincisi ortaya çıkar. Onlar şöyle dediler: Aynı şekilde bu, gelip-gitme
ikilemidir. Soru, aynıyla onun hakkında da ortaya çıkmaktadır.