Penceredem baktım ışığın yanıyor derken,
Gökçeyle paylaşım yaptın.
İçim sıcacık oldu.
Bu prensesi o kadar çok seviyorum ki.
İçime alıp sıka sıka sevesim geliyor.
Koklaya koklaya öpesim geliyor.
Hiç bilmediğim, görmediğim bir çocuk ne kadar bu kadar içimi ısıtır ki.
Ben söyleyim..
Senin yanında sürekli gördüğüm için Eylül yerine mi koyuyorum aceba ben bunu?
Sana sarıldığını, seninle cilveleştiğini gördükçe koynuma sokasım var bu kızı..
Gökçe’yi balkonda görünce sanki sizi görecekmişim gibi hemen geldim balkonun altında sizi izliyorum şuan.
Sizi görmüyorum ama biliyorum ki orda bir yerdesiniz.
Kocaman bi öper misin yerime.
Bir de şöyle sallaya sallaya kocaman bir sarıl.
Korkma bir yerine bişiy olur diye, o şimdi çok esnek kızarana kadar sık, her yerini mıncıkla.
Ben sana yazarken sende Eylül’e geldin.
Bahsetmedin hiç bugün kırgınlıklardan,
5 gün oldu demişin..
çok zor geçiyor, dayanacak gibi değilim ama yazmak istemiyorum sana.
Yazsam gitmenin ne demek olduğunu yine öğrenemeyeceksin.
Gelir misin, yazar mısın bilmiyorum ama gideceksen de gitmenin böyle zor olduğunu bilerek git.
Kendime eziyet ediyorum, her yazmadığımda farkındayım ama ben artık bu gitmelere dayanacak gücüm kalmadı.
Belki anlarsın,
Belki bidaha git değil de beni hiç bırakma dersin.
Belki sana gelirim, gitmek yok dersin.
Ben gidiyorum desem gitmenin nasıl bir acı olduğunu bilip otur oturduğun yere gidemezsin bir yere dersin.
Yada ne bilim işte,
Gitme demezsin ama sarılırsın anlarım gitme dediğini.