Birden yürüyüşe çıkma isteğim geldi. Yolda mahalleden bir teyzemsiye (teyze olmaya yakın) denk geldim. Selam verip ben ilerlerken kendi durdu bana "Nereye gidiyorsun, tek başına mı?" sorularını dizince "Yürüyüş yaparken ona odaklanmalıyız insana veya sohbete değil. Güle güle." deyip gittiğim için annemi arayıp beni şikayet etmiş. Sohbeti evde yap, gereksiz meraka girme. Şarkı dinliyorum bir de kablolu kulaklık yani belli oluyor, ne diye boş şeyler için beni durduruyorsun? Yine kaba bir şekilde değil, içten ve tatlılıkla söyledim.
Sonra halama da denk geldim duraksamadan selam verip geçtim ve o zaman ablam aramıştı. Telefonla konuştuğumu belli ettim.
"Merhaba nasılsın, nasıl gidiyor?"dan sorguya geçiş o teyzemsi gibi. Ben senin akranın ya da sürekli muhabbet ettiğin biri değilim. Tanıdıksın diye merhaba/ kolay gelsin deyip gidiyorum. Bu yeterli yani. Şarkıya ve içime odaklanıp keyifli ve mutluyken böyle yaptıkları için gıcık oldum. Modumda olmasam daha sert ve kırıcı olabilirdim. Onu geçtim öldürücü bakış moduma açılırdı ve duymazdan gelip giderdim. Çünkü böyle insanlardan hiç haz etmiyorum. Bu yönden hiç bulaşılacak biri değilim.
Tam dönüşte tatlış bir kadına rastladık. Ha bak o mesela beni yolda tutabilir. İçten ve iyi niyetli. Birkaç defa annemle birlikte onunla oturmuşluğumuz var. Ilımlı, orta düzeyde ve sakin konuşuyor. Konuşması bile insanın içinde sakinlik uyandırıyor. Ve o yüzden pek kızmadım. Sadece hafif gıcık oldum. O da benden kaynaklı çünkü bir işe odaklandığımda bitirmeden müdahale edilmesini ya da bekletilmeyi sevmiyorum. O an onu yapıyorsam o bitecek ve konuşma bile.
Kitaba odaklanmışken etraftan sürekli soru gelmesi gibi. Sevdiğim şeylerde çoklu odaklanmayı sevmiyorum. Çünkü büyüsü kaçıyor.
Kitapla bütünleşmişim, dışarıdan ve içeriden düşünceler akıyor,