Evet, hayatta aslolan hürriyettir. Hayatın tabiattaki eserlerini tekâmül yönü doğrultusunda takip ettiğimizde göreceğimiz şey, mekanizmin zincirlerinden kurtulma çabası olacaktır. Hayat, madde üzerinde fetihler kazandıkça giderek daha yüksek formlar yaratır ve her adımda hürriyetini sergiler. Çünkü hayatın gideceği yön öngörülemez; o dümdüz bir çizgi üzerinde önceden çizili bir planı takip etmez. Madde önünü kestikçe gücünü farklı yönlere dağıtır, kıvrılıp yeni şekiller alır, bazen tıkanır ve olduğu yerde kalır, daha fazla gidemez. Madde ise hayatı aşağı çeken, oluşu donduran, hayat kuvveti karşısında aciz kaldığında ise ona şekil vermekle yetinen, durdurucu ve söndürücü bir kuvvettir. Öte yandan, hayatın ayağını basacağı, üzerinde yükseleceği zemin olduğu için, sık sık uzlaşıp dayanışmaya mecbur kaldığı bir kuvvettir. Bitkiler ve ilk organizmalar, bu erken uzlaşmanın eseridir.
Statik bir plânı değil, kendi dinamik kuvvetini izleyen hayat hamlesi, patlaya patlaya bölünen ve her biri birbirinden ayrı yönlerde daha uzak menzillere varan bir misket bombasına benzer. İlk ve aslî birliğinde toplu olan kuvvet, farklı temayüllerin bir arada barındığı potansiyel bir güçtür; mümkün olduğu kadar düz gitmek meylindeyken, maddenin direnciyle karşılaştığı her noktada kendini bölmek durumunda kalır. Böylece mesela, güneşten saçılan enerjiyi doğrudan toplayabilecek kol olarak bitkileri yaratırken, hareketi feda eder; yoluna devam edebilmesi için gereken enerjiyi depolayabileceği bir bekleyişe geçer ve uyuşur. Başka bir boy ise hareket meylini devralır ve ancak bitkiler “vasıtasıyla” beslenebilen hayvanlar ortaya çıkar.
**Hayvan boyları da hayatın farklı temayüllerini üstlenerek kendi içinde farklı kollara ayrılır; eklembacaklılar ve omurgalılar. Eklembacaklılar içinde