h

Henri Bergson

3 üye
Takip
MADDENİN OTOMATİZMİ YIKILMALI...
Sonuç olarak, modern evrim teorisi yaşamın "nasıl" işlediğini, genlerin nasıl kopyalandığını ve maddenin nasıl adapte olduğunu mükemmel bir şekilde açıklar. Ancak bilimin bu analitik haritası, yaşamın yaratıcı özünü, zamanın o birikerek büyüyen geri döndürülemez akışını (Süreyi) anlamakta eksik kalır. Hayat, entropinin ölüme doğru giden düşüşüne direnen, enerjiyi toplayıp ondan sürekli yeni formlar yaratan kesintisiz bir Élan Vital akışıdır. Bitkilerin uykusu, böceklerin içgüdüsü, balıkların ve dinozorların zırhları; hepsi bu büyük ordunun engelleri aşmak için denediği, yolda bıraktığı veya feda ettiği stratejilerdir. Bütün bu milyarlarca yıllık mücadele, insanda bilinci özgürlüğe kavuşturmak, maddenin otomatizmini yıkmak içindir. Evrim, milyarlarca yıl boyunca süngerlerden böceklere, balıklardan memelilere kadar sayısız canlı formunun kendi üzerine düşen yükü taşıyıp, uykuya dalarak veya içgüdüye hapsolarak insana giden yolu açtığı muazzam bir dayanışma öyküsüdür. Bugün ulaştığımız noktada, zekamızın ürünü olan bilim ve teknoloji, insanlığın bedenini devâsâ boyutlara ulaştırmış, bize tabiat üzerinde eşsiz bir fizikî güç vermiştir. Ancak beden devleşirken ruh geride kalmıştır. Bu yaratıcı akışın zirvesinde duran insan, sahip olduğu bu özgürlüğü ve zekâyı, âlemşümul bir ruh takviyesiyle taçlandırmak; hayatın o durmak bilmeyen yaratma eylemini, mekanizmanın ölü döngülerinden kurtarıp sonsuz bir açık ufka taşımak zorundadır. -REHA KANSU, "Modern Evrim Teorisinin Bergson'cu Okuması", besincidevre.org, 19 Şubat 2026-
Henri Bergson
HAYATIN TARİHİ ve HAMLESİ...
Yaşamın tarihi, yaklaşık dört milyar yıl önce okyanusların karanlık ve sıcak sularında, cansız maddenin belirli bir karmaşıklık düzeyinde organize olmasıyla başladı. Modern evrim teorisine, yâni Modern Sentez'e göre bu sürecin motoru, tamamen fizikokimyevî bir temel üzerine kuruludur. Tekamülün hammaddesi Varyasyondur (çeşitlilik). Tabiat, DNA kopyalanırken meydana gelen "rastgele" hatâlar (mutasyonlar) ve eşeyli üremede genlerin yeniden dizilimi (rekombinasyon) sayesinde sonsuz bir çeşitlilik havuzu yaratır. Bu havuzdaki genetik materyal, nesilden nesile aktarılırken (kalıtım), doğanın o acımasız filtresi olan Tabiî Seçilim devreye girer. Kaynakların sınırlı olduğu bir dünyada, çevre şartlarına en uygun özellikleri tesadüfen taşıyan bireyler hayatta kalır ve ürer. Seçilim, uyumsuz olanı eler; böylece nesiller boyunca küçük genetik değişimler birikerek karmaşık organları, yeni adaptasyonları ve nihayetinde birbirinden tamamen yalıtılmış yeni türleri (türleşme) ortaya çıkarır. Bu tablo, bilimin "nasıl" sorusuna verdiği kusursuz, mekanik ve deterministik bir cevaptır. Biyoloji; genetiğin, paleontolojinin ve evrimsel gelişim biyolojisinin ışığında bu uzun yürüyüşün "nasıl" gerçekleştiğini bize adım adım gösterir. Ancak Henri Bergson, Yaratıcı Tekamül (L'Évolution Créatrice) adlı eserinde, **bu mekanistik tablonun hayatın asıl tabiatını, o "yaratıcı" ve "sürekli" özü kavramakta yetersiz kaldığını söyler. Bilim, hayatı tıpkı fizikî bir sistem gibi tahlil eder; geçmiş, şimdi ve geleceği birbiri ardına dizilmiş, hesaplanabilir anlar olarak görür. Bergson'a göre radikal mekanizm, "her şeyin önceden verildiğini" (tout est donné) varsayar ve zamanı (süreyi) işlevsiz kılar. Oysa zaman, olayların içine dizildiği boş bir kap değil, sürekli yeni bir şeylerin icât edildiği, geri
Henri Bergson
Reklam
HAYATIN KAYNAĞI ve MODERN TEORİLER...
Biyolojik bilimler, canlılığı fizikokimyasal süreçlere indirgeyerek açıklama konusunda muazzam bir başarı elde etmiştir. Modern biyoloji, yaşamı "cansız" maddenin (atomların ve moleküllerin) belirli bir karmaşıklık düzeyinde organize olmasıyla ortaya çıkan bir "süreç" olarak tanımlar. Bu görüşe göre, "canlı" ile "cansız" arasında bir mahiyet farkı yoktur; sadece derece farkı vardır. Ancak Henri Bergson’un izinden giden bir düşünce için bu yaklaşım, varlığın en temel gerçeğini ıskalamaktır. Çünkü tekamülcü süreçlerin tabiatı gereği tarihî ve geri döndürülemez oluşu, klasik mekaniğin tersine zaman anlayışı ile biyolojik zaman (süre) arasında bir gerilim yaratır. Bergson, Yaratıcı Tekâmül eserinde bu gerilimi merkeze alarak, mekanistik açıklamanın tekamülün "neticelerini" tahlil etmede muvaffak olduğunu, ancak evrimin "hareketini" kavramada yetersiz kaldığını savunur. Modern evrim-tekamül teorisinin Bergsoncu eleştiri karşısındaki en temel açmazı, biyolojik değişimi tahlil ederken kullandığı zaman kavramının tabiatında yatmaktadır. İlmî zekâ, hareket odaklı tekamülü gereği, akışkan gerçekliği (oluşu) yönetilebilir kılmak adına dondurmak zorundadır. Modern biyoloji, evrimsel süreci, t1, t2, t3 gibi ayrık zaman dilimlerinde gerçekleşen durumların (mutasyon, rekombinasyon, seleksiyon) bir dizisi olarak kurgular. Bu, Bergson'un "sinematografik mekanizma" olarak adlandırdığı yöntemdir; hareket, durağan kesitlerin ardışık dizilimiyle yeniden üretilmeye çalışılır. Ancak bu yöntemle elde edilen şey, evrimin "gerçek hareketi" değil, onun mekânsal bir simülasyonudur. __Üstelik, kuantum mekaniğindeki ölçüm problemleri, gözlemcinin (zekânın) gerçekliği dondurması veya değiştirmesi fikrini anımsatır. Bilim, türlerin dönüşümünü incelerken, aslında dönüşümü değil,
Henri Bergson
HAYAT ve ZEKÂNIN YANILGILARI...
Ne var ki, insanın bu muazzam zekâsı, evrimdeki bu eşsiz başarısı, aynı zamanda onun gerçekliği kavramasındaki en büyük felsefî engeli de beraberinde getirir. Zekâ, teorik spekülasyon için değil, pratik eylem, yâni maddeyi kesip biçmek, ondan âlet yapmak için tekamül etmiştir. Eylemde bulunabilmek için akan zamanı, değişen süreçleri durdurmamız, onlardan sabit noktalar elde etmemiz gerekir. Nasıl ki bir sinema makinesi, hareket eden bir nesneyi anlamak için onun binlerce sabit fotoğraf karesini çeker ve sonra bu donuk kareleri arka arkaya dizerek sahte bir hareket yaratırsa, zekâmız da evrimin ve yaşamın o kesintisiz, akışkan gerçekliğinden sabit ânlar kesip alır. Tabiatı gereği hayatı "ölü" kavramlara hapseder. Modern bilim, zamanı ânlara bölerek mekânlaştırır. Bir türün diğerine dönüşümünü incelerken, aslında dönüşümün kendisini değil, o dönüşümün durak noktalarını inceler. A noktasından B noktasına giden hareketi, çizgi üzerindeki sayısız durakla açıklamaya çalışır. Oysa gerçek süre, yan yana dizilmiş noktalar veya arka arkaya eklenmiş fotoğraflar değildir; geçmişin şimdiki ânın içine eridiği, geri döndürülemez, sürekli yeni bir şeyler icât eden yaratıcı bir oluştur. Bilimin mekanik açıklamaları, evrimin sonuçlarını haritalandırmakta mükemmeldir; ancak bu harita, arazinin kendisi değildir. Neo-Darwinizm, karmaşık bir gözün veya beynin oluşumunu rastgele mutasyonların seçilimle birikmesine bağlarken, aslında zekânın o sinematografik alışkanlığıyla parçaları üst üste koyarak bütünü açıklamaya çalışır. Ancak tıpkı Pecten (tarak midyesi) ile insanın gözündeki o inanılmaz benzerlikte gördüğümüz gibi, birbirinden bağımsız evrimsel çizgilerde, tamamen aynı anatomik yapıların ortaya çıkması salt rastlantıyla açıklanamaz. **Modern genetik, bu
Henri Bergson
HAYAT ve İÇGÜDÜ-ZEKÂ...
Eklem bacaklıların zirvesinde yer alan arılar, karıncalar ve diğer böcekler, içgüdü yolunun kusursuz şaheserleridir. Onlar, zırhlarını hafifleterek ama yine de dışarıda tutarak anatomik bir sınır çizmiş, bunun karşılığında muazzam bir donanıma sahip olmuşlardır. İçgüdü, canlının kendi bedenini tabiî bir âlet gibi kullanma yeteneğidir. Bir yaban arısı, kurbanını felç ederken anatomi bilmez; kurbanının sinir merkezlerine cerrahî bir isabetle iğnesini batırır. Kovanını yapan bir arı geometri eğitimi almamıştır. Onlar bu bilgiyi, yaşamın kendi içinden gelen derin bir "sempati" ile, maddeyi içeriden tanıyarak uygularlar. Böceklerin bu içgüdüyle alâkalı eylemleri ilk denemede bile kusursuzdur, tereddüt içermez ve doğrudan amaca yöneliktir. Fakat bu kusursuzluk, aynı zamanda onların en büyük hapishanesidir. Âlet bizzat bedenin kendisi olduğu için, beden değişmeden eylem değişemez. Böcekler, binlerce yıl boyunca aynı mükemmelliği tekrarlayan, değişime ve özgürlüğe kapalı otomatlar hâline gelmişlerdir. Hayat hamlesi, bu kolda en yüksek organizasyon becerisine ulaşmış ama kendi etrafında dönen bir çembere sıkışıp kalmıştır. Diğer yanda ise, iskeleti vücudunun içine alarak esnekleşen, sinir sistemini merkezileştirip beyni geliştiren omurgalılar hattı yer alır. Bu hattın, modern evrim teorisine göre “memeliler ve primatlar” üzerinden geçerek ulaştığı **nihâi zirve insandır ve insanın temsil ettiği yol "zekâ"dır. Omurgalılar hattında ilerleyip insanda zirveye çıkan zekâ, içgüdünün tam tersidir. Zekâ, kendi tabiî bedenini bir âlet olarak kullanmak yerine, dışarıdaki inorganik (cansız) maddeyi şekillendirerek ondan yapay âletler üretme yeteneğidir. Zekâ, nesneleri içeriden bir sempatiyle değil, dışarıdan, onların birbirleriyle olan ilişkilerini hesaplayarak tanır. Boş
Henri Bergson
Reklam
Reklam