Toprakla bu kadar bütünleşmiş olmaya anlam vermek gerçekten zor. İnsan kendini neden bu kadar toprağa yakın hisseder.. Topraktan gelmek, toprağa gitmek, topraktan yaratılmak, toprak olmak..
Mezopotamya insanının kendini en çok tanımladığı, varoluşunu izah etme biçimleri olarak öne çıkan tanımlamalar olmaktadır. Toprağa ilk yerleşen, toprağı yurt edinen ilk halk olmasından kaynaklı olsa gerek..
Yeri yurdu olmak, gömülecek bir avuç toprağının olması bu topraklarda çok önemsenir. Toprağa bağlılık sadece insanın üzerinde üretim yaptığı, barındığı ve yaşamını devam ettirmek için ihtiyaç duyduğundan duyulan bir bağlılık olmanın çok ötesinde bir şey..
"Atalarımızın kemikleri bu topraklarda gömülü. Bu toprakların semalarındaki yıldızlar atalarımızın ruhlarıdır" denildiğinde, toprakla bağın kendi geçmişi ile bir bağ olduğu anlatılır..
Toprak, bir kök ile bağlanılıyorsa artık toprak olmaktan çıkar; onun adına yurt denir, vatan denir, welat denir. Bu, toprağın kimlik kazanması demek. Kimlik kazanan toprak, kendi kimliğini üzerinde yaşayan insana da verir.
Öyle olur ki insan topraksız, toprak insansız tanımlanamaz hale gelir. İnsan kimliği, bağlı olduğu kök ve bu kökün yeşerdiği toprakla o kadar özdeşleşir ki insan toprak olur, toprak insan...
Kendi yurdundan bahsederken bir insanın, en yakın dostundan, anasından, atasından, sevgilisinden bahseder gibi bahsetmesi bu bütünleşmenin göstergesidir. Bu bağlanmaya ve bu bağlanmanın yarattığı sevgiye yurtseverlik deniliyor çoğu zaman..
Yurdunu sevmeyen insanı, kimse sevmez. Sevmemelidir de. Sevgi, insanın kendini onda var ettiği ve var etmek istediği şeye karşı duyduğu büyük bağlılıksa ve bir insanın her şeyiyle kendisini var eden toprağına karşı sevgisi yoksa, hangi sevgisi gerçek bir sevgi olabilir ki!
İnsan hep yarınına dair ‘bir gün