Merhaba, ben Rüveyda. Bu zamana kadar başkaları için yaşamış, 21 yaşında, içindeki kız çocuğunu büyütemeden büyümek zorunda kalmış olan o kızım. Geçmişi de yaşadığım olayları da çoğu zaman unutmuş gibi yaşamaya devam etsem de durup uzaklara bakınca gözlerimi dolduran anları anımsayınca anlıyorum unutamadığımı. Sadece üzerine bir perde çektiğimi. Unutmuş gibi yapmaya çalıştığımı.. Yaklaşık 11-12 yaşlarında kapandım. İçimde bir yerlerde istiyordum zaten ama o kadar erken değildi belki. Sonrasında imamhatip lisesine gittiğim dönem tesettürün güzelliklerini öğrenmeye başlamam, araştırmamla yoğun bir istek üzerine 17 yaşındayken tesettüre girdim. Etraftan yargılayıcı bakışlar oluyordu tabii. Hiçbirine aldanmayıp sadece ahireti düşünmem gerektiğini ve helal dairesinin keyfe kafi olduğunu biliyordum. Öyle tamdı ki her şey. Öyle güzeldi ki. Aradığım huzur sanki oradaydı. Kapandığım andan itibaren baskıları devam eden; uzun giy, diz kapak altında olsun, üzerine yelek al, ona bakma, ona gülme, onunla konuşma, başörtünü düzgün bağla, için görünüyor, etek giy, pantolon yasak, böyle giyinirsen götürmem vs baskıları devam eden babam tesettüre girmeme hiç yorum yapmadı. Ne gördü, ne bildi. Başörtünü omuzlarından bağla demeye devam ediyordu tabii. Ona takılmadan devam etmeye çalıştım. Ama içimden bir şeyler gitmişti sanki. Tam hatırlamıyorum neden öyle hissettiğimi ama kırılmıştım. 6-7 ay devam ettim tesettüre. Sonra bir gün yapamadığımı, yapamayacağımı anladığım bir anda çıkardım tekrar feraceyi. 18 oldum, üniversiteyi kazandım başka şehirde. O kadar rahatlamış hissettim ki kendimi. Namazlarıma, oturup kalkmama, karşı cinsle muhatap kurmamaya elbet dikkat ediyordum zaten. Ama bunları sürekli tekrar eden başımda sürekli konuşan biri olmadan özgürce yapabiliyordum. Özgürce yaptığım
- ŞEYH NÂZIM'DAN DOĞAL İLAÇ TEDAVİLERİ
DOĞAL ILAÇ TEDAVİLERİ Mevlâna Şeyh Muhammed Nazım El Hakkani k.s Hz. ANEMİ: Kuru üzüm ve şekerle pişmiş havuç yiyin. 40 gün boyunca her sabah ve akşam. ANGİNA: Sabah ve akşam boyun ve başa sirke sürün. Sıcak tutun: yün çorap ve yün şapka giyin. APANDİSİT: Arpa öğütün ve süt ile kaynatın. Hala sıcakken vücudun apandis bölgesine bir veya iki kez koyun. Bütün gün ve bütün gece orada bırak. 5 karanfil (öğütülmüş) ile kaynatılmış ve hala sıcakken balla karıştırılmış süt için. Sabah, öğlen ve akşam bir fincan. ARTRİT: Koyun paçalarını jöleye dönüşene kadar bol su ile kaynatın. Başka bir şey yemeden veya içmeden önce her sabah birkaç kaşık alın. 40 gün tekrarlayın. ASTIM: Bir avuç keten tohumu alın, öğütün ve bir çay bardağı sütle kaynatın. Karışımı bir beze koyun ve boyundan göbeğe kadar ve boyundan bele kadar örtün. Yün ile sarın ve gece boyunca bekletin. 3, 5 veya 7 gece tekrarlayın. Ve / veya Turp alın, ezin ve bir kaşık dolusu bal ile karıştırın. Sabahları bir kez ve akşamları bir kez 15 gün boyunca tüketin. YATAĞA ISLATMA: Yatmadan önce şekerle karıştırılmış büyük bir kaşık çöven (Saponaria officinalis) tüketin. ARI SOKMASI: Arının soktuğu yere sirkeli bir parça pamuk koyun. MESANE + BÖBREK ENFEKSİYONU: 5 kilo salatalık alın. Soyun. Kabuklarını alın ve 3 demet maydanoz ile 2 katı kadar su ile bir tencereye koyun. Kaynamaya bırakın. Suyun yarısı kaynayıp buharlaştıgında, süzün ve suyunu buzdolabına koyun. Enfeksiyon gidene kadar her sabah, öğle ve akşam dolu bir çay bardağı için. KAN NAKLİ: Kan nakli yapmak yerine kanınızı bu çorbayı içerek temizleyin: karabiberli, zencefilli, tarçınlı ve karanfilli kemik iliği çorbası.
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Toprak...
Toprakla bu kadar bütünleşmiş olmaya anlam vermek gerçekten zor. İnsan kendini neden bu kadar toprağa yakın hisseder.. Topraktan gelmek, toprağa gitmek, topraktan yaratılmak, toprak olmak.. Mezopotamya insanının kendini en çok tanımladığı, varoluşunu izah etme biçimleri olarak öne çıkan tanımlamalar olmaktadır. Toprağa ilk yerleşen, toprağı yurt edinen ilk halk olmasından kaynaklı olsa gerek.. Yeri yurdu olmak, gömülecek bir avuç toprağının olması bu topraklarda çok önemsenir. Toprağa bağlılık sadece insanın üzerinde üretim yaptığı, barındığı ve yaşamını devam ettirmek için ihtiyaç duyduğundan duyulan bir bağlılık olmanın çok ötesinde bir şey.. "Atalarımızın kemikleri bu topraklarda gömülü. Bu toprakların semalarındaki yıldızlar atalarımızın ruhlarıdır" denildiğinde, toprakla bağın kendi geçmişi ile bir bağ olduğu anlatılır.. Toprak, bir kök ile bağlanılıyorsa artık toprak olmaktan çıkar; onun adına yurt denir, vatan denir, welat denir. Bu, toprağın kimlik kazanması demek. Kimlik kazanan toprak, kendi kimliğini üzerinde yaşayan insana da verir. Öyle olur ki insan topraksız, toprak insansız tanımlanamaz hale gelir. İnsan kimliği, bağlı olduğu kök ve bu kökün yeşerdiği toprakla o kadar özdeşleşir ki insan toprak olur, toprak insan... Kendi yurdundan bahsederken bir insanın, en yakın dostundan, anasından, atasından, sevgilisinden bahseder gibi bahsetmesi bu bütünleşmenin göstergesidir. Bu bağlanmaya ve bu bağlanmanın yarattığı sevgiye yurtseverlik deniliyor çoğu zaman.. Yurdunu sevmeyen insanı, kimse sevmez. Sevmemelidir de. Sevgi, insanın kendini onda var ettiği ve var etmek istediği şeye karşı duyduğu büyük bağlılıksa ve bir insanın her şeyiyle kendisini var eden toprağına karşı sevgisi yoksa, hangi sevgisi gerçek bir sevgi olabilir ki! İnsan hep yarınına dair ‘bir gün
Eşeğin Gölgesi
Atina’da önemli bir soruna çözüm aranırken kürsüye fikrini söylemek için filozof Demostenes çıkar. Ancak, kekeme olduğundan sözünü dinletemez. İnsanlar sürekli kendi aralarında konuşmakta, filozofu dinlememektedir. Bunun üzerine Demostenes, "size bir hikaye anlatıp ineceğim” diye bağırır ve sessizlik olunca anlatmaya başlar. "Bir yolcu Atina’dan Megara’ya gitmek için bir eşek kiralamış. O eşeğin üzerinde, kiralayan eşeğin sahibi de yayan olarak yanlarında beraber yola çıkmışlar. Derken öğle sıcağı bastırmış, biraz dinlenmek ve öğle yemeği yemek için durmuşlar ama, hiç gölgelik yokmuş. Eşeğin sahibi hemen eşeğinin gölgesine sığınmış. Eşeği kiralayan, ‘Sen çekil gölgede benim oturmam gerek’ demiş. Eşeğin sahibi itiraz etmiş: ‘Tabi ki ben oturacağım, çünkü eşek benim. Yolcu; 'ama eşeği kiraladım’ deyince de, "ben sana eşeği kiraladım gölgesini değil" cevabını almış ve tabi sonunda aralarında kavga çıkmış." Hikayeyi dinleyen herkes dikkat kesilmiş ve hikayenin sonunu bekliyormuş ama, Demostenes bu noktada kürsüden inmiş ve uzaklaşmaya başlamış. Dinleyiciler, " Hey ne oldu sonunda?" "Hikayenin sonunu anlat” diye bağrışmaya başlayınca Demostenes kürsüye dönmüş ve demiş ki; "-Ben sizin için çok önemli bir konuda bir şeyler anlatmaya çalışıyorum ama, siz eşeğin gölgesini merak ediyorsunuz. Artık ne fikrimi söyleyeceğim, ne de öykünün sonunu” demiş ve yürüyüp gitmiş. **
Bazen zorlamamak gerekiyor olduğu yerde bırakmak , olmadığı yerde gitmek gerek.. Ayşe Kübra bilgiç
Duygu ve Düşünce
İmkânsızlıkları yaşamak mıdır sevmek, yoksa severken imkânsızmıdır yaşayabilmek. Zor mudur gözlerine bakarken sevgiyi görmek, yoksa sevgimidir gözlerindeki tek gerçek? Kolay mıdır bir anda vazgeçip gitmek, yoksa gitmekten vazgeçip sevmek mi gerek?
Alıntı