5000 yıl yaşasak ne fark ederdi ? Yahut kardeşim gibi, henüz 2 yaşında soğuk bir odanın adaleti zatürreden ölmek ? Buysa böyle buyurduğumuz yaşamak , ne fark ederdi fazlası ? Bir yükü sırtlayıp uzun bir ömrü tüketmekten başka ne geçerdi elimize. Sonra bir 5000 yıl daha mı gerekecekti yine değişmeyecek şeylere ? Bir şeye gözleri kapamak, bakışları kaçırmak yok mu ediyor o şeyi? Bizi var eden maksad , 3+1 evlere serilip her sene arabanın modelini değişmek hırsıyla kıvranmak, bizi yolduklarını bildiğimiz cafelerde haftanın bir günü adını doğru dürüst söyleyemediğimiz yemekleri yemek, üstüne güzel bir kapiçiiiiinoooo içmek midir ? Ne ara böyle razı olduk kendimizden ? Var olmak ile yaşamayı ne ara bulamaç ettik böyle ? Bu yaşamaksa, belgesellerdeki hayvanlardan ne kadar farkımız kalır ki ? Bunun adı yaşamak değil, var olmak. Çünkü en kolayı böyleydi, kendimizce adını koymak, her şeye kendimizce hudut çizmek. Ne gerek vardı ki konfor alanını delip geçip bir olmaması gerekeni değiştirmeye gayret etmeye ? Nasılsa biz iyi insanlardık , zaten kimseye bir kötülük de yapmamıştık. Hem elimizden gelen de bu kadardı. Ne yapabilirdik ki başka? Etimiz neydi, budumuz neydi. Neyi değiştirebilirdik. Yersen. Yiyoruz ama, bin yıldır açmış gibi.. Hayatım boyunca insanlığa duyduğum umut artık bin yerimden hançerliyor beni. Bu yaşa kadar nasıl büyüyemediysem.. Şimdi bir romantizm yapılacak ve denecek ki ; Allah’tan umut kesilmez. Kesen yok da , insandan umudunu kesme diyen bir Allah var mı ? Öyle bir yer ki burası, doya doya yaşama isteğiyle çırpınmak isterken, şu dakika ölüp gitmek zerre kadar ukde bırakmayacak insanda. Çünkü o kadar her şeyi vaat edip hiçbir şey vermiyor ki. Bu kadar uzun yazıyorum bir şeyleri ki okunmaya değer bulunmasın, sıkılıp geçilsin. He bir de önce kedi yüzüme
#YARATICIYI ANLAMAK VE ANLAMLANDIRMAK#
Anlaşılmış ve algılanmış olan bir şey üzerine ne kadar düşünülür ? Neredeyse hiç. Örneğin mantıktaki özdeşlik ilkesine dayanalım ;iki ,ikidir. Kitap ,kitaptır. Bu söylediğim kavramdır ama anlamlandırırsak kimine göre kitap; iki kapaktan oluşan ve içinde sayfalar barındıran bir nesne ,kimine göre; gerek dil haznesi gerek ufku açan bir merhale ...Bu herkes için değişebilir. Dolayısıyla kavramlara anlamlar biçen biz isek olay örgülerini anlamlandırmak bize düştüyse neden kendi lehimize ve bilincen sükuta erdiren tatminkar anlamlar yüklemeyelim? (Elbette hakikati baz alarak ve sadece biraz hüsnüzan ederek) Başka açıdan bakalım: Bir şeyi çok istememizin asıl nedeni bir yerde o şeyin olmayacağına ilişkin düşüncemiz olamaz mı? Anlamlandıramıyoruz çünkü.. Yani bir şeyin gerçekten olacağına ilişkin bir bağ kurulabiliyorsak ,neden olmayacağını düşünüp buna inanalım ki? O zaman anlamlandıralım.. Bir insan ,inancı her ne olursa olsun kusurlu bir tanrıyı reddeder ,etmelidir de. O halde bir yaratıcıyı algılanabilir kılacağım kendimce..(hakikati görünebilir kılarak) Baştan başlayalım ; varoluştan. Düşünceleriniz gevezeleşti bile değil mi? Ben kimim, neden yaratıldım ,yaratıcı -tabiri caizse-; Bildiği bir filmi neden izliyor, tekrar aynı yere döndürüleceksem neden yaşıyor ve sonrasında ölüyorum ,cennet ,cehennem ... Bunları dediğinizi duyar gibiyim.. Bir şeyi anlarsak, birçok şeyi anlamlandırırız. Yaratıcının bizi yaratma sebebine bazen istediği için yarattı cevabını veririz.(Düz mantık kurarak , harici bakış) Peki istek bir yaratıcıyı kusurlu kılar mı? Hemen yaratıcıya damga vurmak yerine düşünelim.. İstek mi kusurdur istenilen şey mi? Biri bir şey istiyorum dediğinde hemen yargılama pozisyonuna geçilmez, elbette önce istenilen şeyi duymayı bekler. Peki yaratıcı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Tekrar Gitmek gerek…
Erciyeşte bir çiçek var. Erciyeşin ucunda açar. Koskocaman bir çiçektir bu. Saattan saata, zamandan zamana, günden geceye rengi değişir... Beyaza çalan bir bal rengi... Beyaza çalan bir yeşil, beyaza çalan bir mavi... Peri Bacaları Yaşar Kemal
Alıntı
Her şeyle savaşamazsın, bazen ardına bakmadan gitmek gerek.
1000Kitap
İstemem Eksik Olsun
Ne yapmak gerek peki? Sağlam bir arka mı bulmalıyım? Onu mu bellemeliyim? Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı? Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı? İstemem! Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret? Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım? Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip, Taklalar mı atmalıyım? İstemem! Eksik olsun! Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli? Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli? Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli? İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret! Eksik olsun! Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli? Eleştiriden mi çekinmeli? “Adım Mercuré dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı? İstemem! İstemem! Eksik olsun! Korkmak, tükenmek, bitmek… Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek. Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek? İstemem! Eksik olsun! İstemem! Eksik olsun! Ama şarkı söylemek, düşlemek, gülmek, yürümek… Tek başına… Özgür olmak…
Günün rüyası; Evdeyim eşyalarımı topladım Üniye gitcem bir hafta gitmediğim için devamsızlık sıkıntı evden çıktım yürüyerek gidiyorum sonra bişeyleri unuttuğumu farkediyorum dolanıp eve gidecem. Dolanırken yolda küçük bir erkek çocuğuna sataşıyorlar ağlıyor ben ayırıyorum sonra abisi geliyor bana kızıyor bulaşıyor ben de sinirleniyorum çocuğa kızıyorum ben polisim bak seni hapse attırırım filan diyorum çocuğu yakasından tutup uzağa savuruyorum siniyor. O ara bu çocukları sürekli rüyamda gördüğümü düşünüyorum ( garip) sonra bir jandarma etrafımızda dolanıyormuş halledemezsem müdahale edecekmiş. Öbürü sıkıntı mı var diyor yok dedim dolanan halletti halletmeseydi müdahale edecektim. Filan yaptı ben bişey dedim adamı bozdum ama ne dediğimi hatırlamıyorum. Sonra pişman olup düzelttim adamın yüzü güldü neden düzelttin filan yaptı kabalık ettim gibi geldi acıdım dedim. Sonra gittim. Çocukluk arkadaşımın evine uğradım değiik bir içli köfte yapıyorlardı evleri kocaman olmuştu kocaman odaları vardı içleri hep arkadaşımın eşyalarıyla doluydu. Sonra ahiretliğimle bana beyaz bir elbise gösterdi evleneceği zaman giyecekmiş ( arkadaşım yeni nişanlandı) öyle ben geç kalacam diye gitmek için acele ediyorum ama gidemiyorum. Sonra eve misafirler geliyor kayın babam ile dedem. Elimi yüzümü yıkarken dedem oradan geçiyor dede tanıdın mı beni diyorum tanımaz mıyım sen beni hatırlamazsın ama ben seni her yerde bulurum dedi.( Sanırım dedemi aramam gerek) Sonrasını hatırlamıyorum. ( Normalde rüyalarımı anlatabildiğim kimsem vardı artık o kimsem yok ondan buraya yazdım mazur görün lütfen ) :(
Duygu ve Düşünce