Her mutluluk göründüğü kadar güzel değildir
İkiside psikolog olan mutlu bir çift. Sare ve Ufuk. Ama son zamanlarda çokta mutlu değillerdi, çünkü kavgaları aralarını açmıştı. Sare yağmurlu bir sabah kliniğe gitmek için taksiyle yol alır ama bahtı ona gülmez ve bir kaza geçirir. Kaza 4 gün sonra malum olur ve bu süre içinde o çoktan ağır bir hasar almıştır. Bir kaç ay uyanmayan Sarenin yanından ise ilişkilerinin belirsizliğine rağmen Ufuk hiç eksik olmaz.Sarenin uyanması kısmi hafıza kaybıyla beraber gelir. Ufuğu, arkadaşlarını hatırlıyordur. Ama sadece arkadaş olarak. Hepsini. Bu durumda Ufuk sesini çıkarmaz ve bir arkadaş ve psikolog olarak Sarenin hep yanında durur. Bir kaç ay sonunda Sare Ufuğa yeniden aşık olmaya başlar. Ve onların sonu mutlu bir birliktelikle biter. Ne kadarda güzel bir hikaye değil mi? Ama bir dakika. Her okuduğunuz şey gerçekmidir. Her mutluluğun gerçek olmadığı gibi.
Mavi Yaka İncili
Bu şehirde yaşamanın bir imkanı var mıydı sorusuyla uyandı. Gözlerini açmasına rağmen uykunun dağılıp gitmediği, tam tersine vücut bütünlüğünün bekasına ters düşen bir düşten uyanırcasına kendisini bir kuşkunun ortasında buldu. Nefes alış verişini saydı. Sonra saatine bakıp yeniden zamanda süzülen bir yamaç kartalı gibi kaldırımda yürüyen insancıkları dişlemeye, bebekleri kundağından söküp derin vadilerin uç alüvyonlarına bırakmaya ant içti. İnsan hiçbir şey yapmak istemediğinde, ya da bir şeyler yapma hakkı elinden alındığında hayali cinayetler işleyip bundan aklanma senaryosu kurar zihninde. O da öyle yaptı. İneceği durağa karşı bir aşk beslemişti kimi zaman. Çoğu zaman sırf ineceği durağı düşlemek için biniyordu otobüse. Birde insanların onu ineceği durakta görüp 'ne adammış bu be! - -nasıl da hatırlıyor ineceği durağı tarzındaki haklı gurur nidalarına bıyık altından gülümseyerek ve göğüslerini şişirerek 'hehehe, ne sandınız beni' diyip evine gitmeyi de bulunmaz bir nimet belliyordu. Şimdi oldu mu bu. Yani bu düşünceler ne kadar da sefilce. Yalnızca Memlük sarayında bir kölemen bu kadar tik tak ehli olup anadan üryan tepetaklak olabilirdi. O da öyle yaptı. Yaprağa yeşil rengini veren klorofile dua edip ağaçları seyretti biraz hüzünle. Biraz hüzünle yaptığı şeyleri hatırladı. Ne kadar hüzünlendiyse artık unutmayı da bir erdem sayarak ağrıyan yerlerini güneşe çıkardı. Adam hastaydı. Güneşten saklanacak kadar bile korkuyordu dünyadan. İnsanlar tarafından bir hayli hırpalanmıştı. Gözlerini hiç nazar değdirecek kadar eğitmediğinden, dilini hiç budaktan sakınmayacak kadar sivriltmediğinden kıyıda kalmıştı. Göbeği eksen eğikliğinden kaynaklı diyabet iken, torbasında rızık adını verdikleri gayriahlaki savaşın hücum boruları ötüyordu. Kaşlarını eğip topal adımlarla, kambur
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Uzun zamandır kendimi hep gözüm kapıdayken buluyorum. En ufak bir tıkırtı da keşke gitsem buralardan diyorum. Bu evden, bu insanlardan, bu şehirden, bu ortamdan, bu aileden. Kimseyi tanımamış olmayı istiyorum. Keşke yer yüzündeki tek bir insanla bile muhabbetim olmasaydı diye düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi. Bir ben bulamadım bu alemde yerimi. Bir ben eksik kaldım. Bir benim gözüm yollarda kaldı sanki... Tek bildiğim; bu alemden, bu diyardan, buradan gitmek. Kötü anılarımın olduğu her yeri, herkesi terketmek. Ansızın ve bir gece... Çünkü ben nereye ait olduğumu bulamadan iyileşemeyeceğim. Ben sanırım hiç bir zaman İyileşemeyeceğim.
Bugün istifa dilekçemi verdim. Bazen insan sadece bir işten ayrılmaz; bir dönemi, bir kimliği ve omzunda taşıdığı görünmez yükleri uğurlar. 24 yaşımda büyük bir heyecanla başladığım bu yol, bana yalnızca bir meslek öğretmedi; hayata bakışımı geri dönülmez biçimde değiştirdi. Çaresizliğe, yoksulluğa, ihmale, şiddete ve kedere tanıklık ettim. Ama aynı zamanda değişimin, umudun ve yeniden başlamanın sessiz mucizelerine de… Sahada olmayı hep sevdim. Bir çocuğun kendi evinin penceresinden gördüğü dünyayı, okul koridorlarında omuzlarında taşıdığı görünmez yükleri, hayatı tek bir odadan ibaret olan hastaların her gün baktıkları aynı tavanı, şiddete rağmen yeniden yaşam kurmaya çalışan kadınların direncini ve yolu benden geçen onlarca çocuğun sesini… Hepsi heybemde. Bu yolculukta yalnız da değildim. “Gel, kahve yapıyorum; orada konuşuruz.” diyen insanlar, telaşın arasında nefes aldığımız kahvaltılar, birlikte düşünüp çözüm ürettiğimiz, kimi zaman öfkelendiğimiz, kimi zaman umutlandığımız ekip arkadaşlarım… Bu meslekte yük paylaşılınca hafiflemiyor belki ama taşınabilir hâle geliyor. Başkalarının karanlığına tanıklık ederken kendi gölgemle de tanıştım. Bir ömre ne kadar çok şey sığabileceğini, insanın en kırık yerinden bile yeniden filizlenebileceğini anladım . Bu ayrılık, geride bıraktıklarımdan çok; beni çağıran yeni anlamlarla ilgili. İnsan bazen bir yeri sevmediği için değil, orada büyümesini tamamladığı için yola çıkar. Çünkü değişim, kapıları öfkeyle çarpıp gitmek değil; kapıyı usulca kapatıp teşekkür ederek yeni bir eşiğe yürüyebilmektir. Bugün yalnızca teşekkür ediyorum. Bana güvenen çocuklara, ailelere, birlikte yol yürüdüğüm çalışma arkadaşlarıma… Ve en çok da, 24 yaşımdaki o idealist halime. Şimdi önümde yeni bir yol var. Nereye varacağını henüz
Mimar Sinanın ustalık eseri Tac Mahal Mevlânaya göre hakkın yazdığı kalemler hep uygun ve yerindedir kâtibin elindeki kalem gibi insanın gözüde gönlüde Allahın lütuf ve kahır ismi arasındadır bu kudreti gören gönül için büyük şereftir Yasemen Yasemen Şah Cihan kalemle yazmayı öğreten odur ya hak diyerek hakkın kılıcını eline aldı babür imparatorluğunun büyük hakanı hakk için yapılan ve inşa edilenler her zaman uygun ve yerindededir diyip ölen eşinin kabrine gitmek için evinden ayrıldı hindistanı yöneten babür imparatorluğu kurucusu babür şahtan beri Resulullahı sorarak tahkik ederek öğrenmişlerdi şah cihanda evlatlarına ya Muhammed ya Ahmet ismini verenlerdendi babür şahı eşine yaptırdığı tac mahal kısa zamanda hakkın lütuf ve kudretini gösteren büyük bir nadide eser olacaktı ancak inşaatın tek bir tuğlası eksikti o da Mimar Sinanın izi Babür imparatoru şah cihan ey kalfalar çıraklar diyerek onlara öyle bir islam eseri inşa etmeliyizki görenler Allah Tealanın kudretine şahit olmalılılar unutmayın ey inşa edenler aşk biterse yorulur insan Mimar Sinanın öğrencilerindendi İsa Muhammed hindistan sultanı onu hint diyarına çağırıyordu Muhammed isa burada Tac Mahal ilahi ve üstün bir aşkın eseri olarak yükselirken son taşı kendi eli ile dikecek ve koca mimar sinanın sanatını kainata gösterip tanıtacaktı ey Hünkarım dedi Muhammed isa nasılki Resuller binasının en son yapı taşı Hz Muhammeddir Tac Mahalde Mimar sinanın ustalık eseri el izidir büyük şereftir
Din

Yasemen

@sauda_de_
·
Kaza ve Kader
Mevlâna'ya göre, Hakk'ın yazdığı harfler hep uygun ve yerindedir. Kâtibin elindeki kalem gibi, insanın gözü de, gönlü de Allah'in (lütuf ve kahır isimli) iki parmağı arasındadı Gönül kâlemi, bu iki parmak yüzünden "kabz" ve "bast" hali yaşar. Allah'ın büyüklüğünü ve kudretini gören gönül kâlemi için bu büyük bir şereftir.
Sayfa 190 - Kabalcı Yayınevi·Kitabı okudu
1000Kitap
Ayla Kaya Hayat Ne? Hayat ne biliyor musun? Karanlıkta yalın ayak koşmak mı durmadan, Yoksa önünde duran o bembeyaz kağıda Yazılan kaderi bir türlü okuyamamakmı? Sahi, neydi hayat? ​Bir rüzgârın peşine takılıp gitmek mi, Yoksa her fırtınada biraz daha eksilmek mi? Oysa ben sadece sığınacak bir liman aramıştım, Kalabalıkların ortasında, Yapayalnız kalacağımı bilmeden. ​Şimdi göğsümde amansız bir sıkışma, Nefes bile dar geliyor bu yorgun cana. Gözlerimde anlamsızca süzülen o yaşlar, Sessizce yanaklarımdan akıp giden neydi? Sahi, neydi hayat? ​Beynimin içinde bitmek bilmeyen bir uğultu, Dünyanın gürültüsü çökmüş sanki zihnime. Etrafım ne kadar kalabalık olsa da, Bu yalnızlık, bu dilsiz yabancılık niye? ​Çırpınan bir kuş kanadı kaldı gökyüzünde, Kırık, yorgun ve menzilsiz... Sert bir sonbahar rüzgarı esiyor şimdi, Önümde açılmayan, paslı bir kilit gibi o kitap,
Şiir