Monptit, hayat budur işte. Hep giden birileri olur. Ne yürek unutur ne özlemler ölür. Bunlar sevgimizde yaşamaya devam eder. Ama birileri, zamanı geldiğinde gitmek zorundadır.
Günlük telaşlar içinde insan hep meşgul. Belki de en az tanıdığı kendisi ve en az kendisi için düşünmeye vakit ayırıyor. Oysa hayat, yanından koşup gitmek için değildir, bazen de bir durup düşünmek lazım. 
Belli ki yetişkinler zaman zaman durup yaşamlarının nasıl bir facia olduğunu düşünüyorlar. Ama o zaman da bir şey anlamadan sızlanıp duruyorlar ve hep aynı cama çarpan sinekler gibi, çırpınıyor, ıstırap çekiyor, yıkılıyor, çöküyorlar ve kendilerini gitmek istemedikleri yere sürükleyen olaylar zinciri üzerine düşünüyorlar. Hatta içlerinden en zekilerinin bu sorgulamayı bir din haline getirdiği bile olur: Ah şu burjuva yaşamının lanet olası değersizliği! Bu türdekiler arasında, babalarının sofrasında yemek yerken, "Gençlik hayallerimize ne oldu?" diye kül yutmaz ve hoşnut bir havada soran kişiler vardır. "Hayaller uçup gitti, hayat dediğin serttir." Olgunluğun bu türden sahte farkındalık ifadelerinden nefret ediyorum. Aslında onlar da diğerleri gibi. Başlarına neyin geldiğini fark edemeyen ve ağlamak isterken sert görünmek isteyen yumurcaklar onlar..
Bana nereye gittiğimi bilmeden, hiç kimse de buna kulak asmadan hep burnumun doğrusuna gitmek, hep yeni ülkeler görmekten zevk alırım gibime gelmiştir çoğu kez. Hiçbir zaman, hiç bir yerde rahat edemem, her zaman da bulunduğum yerden başka bir yerde daha iyi olacağımı sanırım.
“Sen hep gidecek bir yerin olmayışından ,daha doğrusu gidecek cesareti bulamamaktan yakındın ;ama bil ki asıl dönecek bir yerinin olmaması fecidir ,çaresizliklerin en beteridir.”