Bazı sözler zaman geçtikçe daha anlamlı geliyor
Kalabalığın peşinden gitmek kolaydır, kendi doğrunda yürümek ise cesaret ister. Bu söz bana, doğru olanın her zaman çoğunluğun yaptığı şey olmadığını hatırlatıyor. Sizce insan her koşulda kendi doğrusunu savunmalı mı?
1000Kitap
Psikoloji ————-FELSEFE————- Tövbe etmezsen mümkün değil iyileşemezsin Sıratı mustakimin önemi Sana o hal ve davranış gelmediği sürece böyle davranmamalısın Sana o halin zuhur etmesi lazım -S Kulum bana şu şu günahlarla gelme “Rabbim önce kişiyi hazırlıyor.Hani bir saraya layık bir halıysan saraya giderkende çamurlu kirli olmamak lazım.İlkönce bir temizleneceksin. Bunu yaşayacaksın yaşadıklarına binaen cenabı Allah merhametlerin en merhametlisi benim için sabrediyor benden istiyo ve hala daha istiyo bunu verdim gene istiyo gene sabrediyo en iyisini en iyi şekilde donanmış halde veriyor.” -Synergykendiyas/Burak Ben gerçeğin peşindeyim, kimin söylediği önemli değil. Ben adaletin peşindeyim, kim için veya kime karşı olduğu önemli değil. MalcomX Bak çokça hata yapacaksın Çokca hatanın içindende hepsinden Allahütealayı razı edecek şekilde ayrılman gerekiyor
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
İnceleme Değil, İncinme: 8Kitap 8Karakter, Ben Tek
Bölüm 1 - Dünyanın Ortasında Toplananlar Ekvator çizgisinin geçtiği yerde, Ciudad Mitad del Mundo (Dünya'nın Ortası) geceleri bambaşka bir sessizliğe bürünüyordu. Gündüz turistlerin, fotoğrafların ve rehber seslerinin doldurduğu alan, gece olduğunda sanki kendi varlığını geri çekiyor, geriye yalnızca taş ve boşluk kalıyordu. Anıtın önündeki merdivenler bu boşluğun en görünür yeriydi. Bu merdivenlerde oturanlar sıradan insanlar değildi. Her biri farklı bir romanın içinden çıkıp gelmişti ve her biri kendi zamanını geride bırakmıştı. En üst basamakta Meursault bulunuyordu. Yabancı adlı eserin bu karakteri, Albert Camus’un anlattığı dünyadan kopmuş gibi değil, o dünyayı hiçbir zaman tam olarak kabul etmemiş gibi duruyordu. Biraz aşağıda Yeraltı Adamı vardı. Yeraltından Notlar içindeki bu figür, Fyodor Dostoyevski’nin dünyasından çıkmış ama oradan tamamen ayrılmamıştı, hala kendi zihniyle çatışıyordu. C. Aylak Adam içinden gelen bir başka yalnızlıktı. Yusuf Atılgan’ın karakteri dünyaya karşı mesafesini bir tavır gibi taşımıyordu, daha çok doğal bir uzaklık gibi yaşıyordu. Selim Işık ise Tutunamayanlar dünyasının merkezindeki kırılmayı taşıyordu. Oğuz Atay’ın kurduğu o iç ses, burada bir beden haline gelmişti. Alt basamaklarda Raif Efendi ve Kemal vardı. Biri Kürk Mantolu Madonna içinde sessiz bir aşkın taşıyıcısıydı, diğeri Masumiyet Müzesi içinde hatırayı nesneye dönüştüren bir hafızaydı. Daha aşağıda Raskolnikov ve Ömer yer alıyordu. Suç ve Ceza ve İçimizdeki Şeytan üzerinden gelen bu iki karakter, düşünce ile eylem arasındaki gerilimi temsil ediyordu. Merdivenlerin orta kısmında Ravi, gölgede Hiç ve en alt basamakta Münzevi vardı. Ben ise merdivenlerin başlangıcında, bu yapının hem dışında hem içinde duruyordum. Bu düzen, aslında bir karşılaşmadan çok bir
Ümitsizlikle boğuştuğum günlerden birindeydim. Her şey üst üste geliyordu. Emek emek kurduğum hayatım bir anda yerle bir olmuştu ve ben sanki gerçek bir enkazın altında kalmış, sahip olduğum her şeyi bir anda kaybetmiştim. Hayatım boyunca istediğim hayatı kurabilmek için türlü bedeller ödemiş, mücadele etmiş ve durmadan çabalamış biri olarak; elde ettiklerimin yeniden tuzla buz oluşu beni derin bir buhranın içine sürükledi. Kendime ciddi ciddi şu soruyu sorduğumu çok iyi hatırlıyorum: “Bu kadar yaşamaya değer olan ne var hayatta? Tam olarak ne için uğraşıyor, ne için savaşıyorum? Ben artık tasımı tarağımı toplayıp gitmek istiyorum sadece!” Bu soru zihnimden hiç çıkmadı. Hâlâ da ona tam anlamıyla bir cevap bulabilmiş değilim. Gerçekten, hayatta bu kadar yaşamaya değer olan ne var? Bunca mücadeleyi ne için veriyoruz? Ve bulduğumuz cevabın, bir gün bizi yanıltmayacağından emin miyiz? Kendime gelmeye çok ihtiyaç duyduğum günlerden birinde, arkadaşlarımdan birine mesaj atıp sohbet etmek istediğimi söyledim. Kaldığımız yurdun yemekhanesine indik ve uzun uzun konuştuk. Eğer hayatın henüz başlarında böyle bir buhrana düşmüş ve sonunda buna bir cevap bulmuşsanız, işiniz nispeten kolaydır. Fakat her şey yolundayken, bulduğunuz cevaplara sımsıkı sarılmışken, bütün kalbinizle tutunduğunuz dalı korumak için sonsuz emek vermişken ve yine de o dalın kırıldığını görmüşseniz; işte o zaman aynı sınavı ikinci kez veriyorsunuz demektir, lakin daha zor sorularla. Bu, tıpkı bir kule inşa etmeye çalışırken hayatın gelip onu defalarca yıkmasına benzer. Bir süre sonra insan tükenir ve gerçekten neden yeniden ayağa kalkmaya çalıştığını sorgulamaya başlar. Çünkü tam da o noktada şu soruyla yüzleşirsiniz: O dala sadece tutunuyor musunuz, yoksa onu tutmayı gerçekten siz mi
Duygu ve Düşünce
Yekpâre - Kavli Garib Çoban
Yekpâre - Kavli Garib Çoban İnsanın kendiyle hasbihalidir bayram. Masumiyet, hiç günah işlememek değildir. Zaman, acıma bilmez çarklarını, her gün bir şeyleri silip götürerek durmadan döndürmüştür. Bir şeyler unutulmuştur, kaçıp gitmiştir, yok olmuştur. Menzili bildikten sonra yürümek daima kolaydır. Gaddarlıkla merhametin ortaklığıdır bu. Ne nefsine karşı iradeli, ne de vaktinde, dünyalık putlarından kaçacak kadar vazgeçecek gücü olmadı insanın Evet, belki namuslu bir insansın, ama namuslu bir insanım diye övünülür mü hiç?.. Herkes namuslu olmak zorunda değil midir?.. Sanki alevden bir dille konuşuyordu. Aşk İbrahim'in atıldığı ocağa benzer. Dışarıdan kavurucu gibi görünen ateş içeride bir gül bahçesi olur. Ne kadar yakınınız olursa olsun, bir başkasının içinden geçenler daima meçhul kalacaktır. Karşılıksız sevgiyle beraber düşünülürse, batmakta olan bir gemiden yükselen son dua gibidir. Ne nefsine karşı iradeli, ne de vaktinde, dünyalık putlarından kaçacak kadar vazgeçecek gücü olmadı insanın Yazacak dertler çok ama, hele dursun bir kuşun kanadında!.. Bi çay içelim. Her şeyden önce, asla kendini kandırma!.. Bir kez kendi yalanlarına inanmaya başladığında, gerçeği görme yeteneğini kaybedersin. Ve çok yabancı bir şey gibi sevinçlerimiz. Bütün varlık orada, Allah'a doğru giden bu geniş hıçkırıktadır. Ne nefsine karşı iradeli, ne de vaktinde, dünyalık putlarından kaçacak kadar vazgeçecek gücü olmadı insanın Zaman, belki de böylece çekilir olmaktadır. Ama insan, gene de eskir. Geçmiş ders verir. Ama orada yaşamak insanı tüketir.
Sevmek aslında cesaret işidir. Herkes “seviyorum” diyebilir ama birinin yaralarını anlayıp yanında kalabilmek başka bir şeydir. Çünkü gerçek sevgi güzel günlerde değil, insanın en dağılmış haline sarılabilmektedir. Gitmek kolaydır; zor olan kalıp mücadele etmektir. Ama artık kimse savaşmak istemiyor. Herkes biraz kırılınca uzaklaşıyor. Bu yüzden günümüzde en nadir şey; samimiyet.