54. BÖLÜM
🌹 İnci 🌹
Sabahın ilk ışıkları, odanın ağır perdelerini delip içeri sızarken zihnimde iki zıt kutup çarpışıyordu: Bir yanda dinmek bilmeyen huzursuz sızı, diğer yanda günün getireceği belirsizliğe duyulan çocuksu umut. Otelin her şeyiyle eğreti ve geçici güvenliğinden sıyrılmak, dışarıdaki gerçek dünyaya adım atmak her zamankinden daha zordu. Aslı, beni evime bırakırken, yol boyunca dökülen "akıl" damlaları, sessizliği bozan birer savaş narası gibi kulaklarımda çınlıyordu:
"Bu adamı kaçırma, İnci"
"Aşkın için savaş, İnci."
"Düğünümde sapsız üzüm olma, İnci!"
Bense içimde kopan fırtınaları saklamak istercesine, sadece kelimelerin en renksiz haliyle ona karşılık veriyordum.
"Hı hı,"
"Tamam,"
"Olur..."
Zihnim başka yerde, kalbim ise çoktan başka zaman dilimine doğru yola çıkmıştı bile... Eve girdiğimde duvarların bile beni değil, Serkan'ı beklediğini hissettim. Eşyalar yabancılaşmış, sessizlik ise onun sesini her an köşeden duyacakmışım gibi gergin bir ipe dönüşmüştü. Elim telefona her gidişinde, ekranda onun adını görme arzusuyla sarsılıyordum. Parmak uçlarımda yürüdüm; sanki sert basarsam bu narin umut kırılıp dökülecekti. Hızla üzerimdeki yorgun ağırlığı atıp kendimi duşun canlandırıcı buharına bıraktım. Su damlaları tenimden süzülürken, zihnimdeki karmaşayı da beraberinde götürsün istedim. Ardından, vücudumu saran uzun kollu siyah triko elbiseyi giydim. Saçımı özenle örüp başıma o meşhur ressam modeli siyah beremi taktım ve son dokunuş olarak, bordo kaşe kabanımı omuzlarıma attım. Aynada kendime baktım: Hazırdım.
Siyah omuz çantamı koluma takıp kapıyı arkamdan kilitledim. Basamakları yavaş yavaş, her adımın ağırlığını hissederek indim. Apartman kapısına yöneldiğim an, siyah camların ardından binaya doğru gelmekte olan adamın silueti