Beni Güzel Hatırla Yüreğinin umudu olduğum anları Yalnızlığını paylaştığım zamanları Hatırla Ve sana çok yakışan tebesümün olsun yüzünde Hoş ben senin gözlerinin nemlendiği anları seviyorum O zaman ne kadar çok sevildiğimi anlıyorum Beni güzel hatırla aşkım Yanındayken ne kadar çabuk geçerdi zaman Ellerimi saçlarında hatırla Kızgın değilim sana Ben yaşamayı bilemedim Suç bende Sevgiyi sende gördüm sevilmeyi sende Neler yapabileceğini, bir kadının yüreğini nasıl ortaya koyabileceğini Ağlarken gözlerinden nasıl sevda aktığını Yumuşaklığı İnsan kendini nasıl değerli hissedebilir sende gördüm Sevgi yetmiyor ama canparem yetmiyor Ne kadar çabalıyorsun ama olmuyor Ben hayatına ağır gelmeye başladım Gitmem gerekiyor Sadece senden değil hayattan da gitmem gerekiyor Beni güzel hatırla birtanem Suskunluk olmasın yüreğinde Alışırsın zamanla bensizliğe Hatta unutursun Ama güzel hatırla aklına gelirsem Dizlerimde uyumayı severdin Karnına çekerek ayaklarını Öyle hatırla mesela Hoşçakal Okan Savcı
Ben seni hep uzaktan sevdim. Yine öyle severim. Her isteğin senden uzak durmam içindi. İstenmediğim bir yerde duramazdım. Beni sev diyemezdim. Bu yüzden hep gitmem gerektiğini düşündüm ama gidemiyorum. Sen beni hiç umursamamışken kalmışım şimdi gurursuzluğumdan kalmışım çok mu?...
Reklam
En güzel sevgilerle sevilirken örnek almak yok mu yani?
Bugün sevgi ile bir gönderi gördüm. Bunda da ölçüsüzdüm. Ve sevgi en kutsal duygu. Üzerinde çok çalışmıştım: saflaştırmak ve güzelleştirmek için. Her şeyin seviye seviye olduğu yerde sevgiyi ya da başka duyguları tek seviye sanmak çok komik olurdu. Ayrıca kim sevilmek istediği gibi sevmeyi öğrenirdi ki, her şeyi en üste taşımayı?.. Özellikle standart olarak dahi doğru düzgün hiç sevilmemişken. Sevgi adı altında sürekli yara alıp ihanete uğramışken, tabi ki de ben. Kitap indi diye anlamadan okuyan insan, burada doğmuş diye kendini de anlamadan geçen insanla aynı. Bendeki öğrenme isteği, sevgisi ve ilgisi her şeyeydi özellikle bilinmeyi gerektirilmeyenlerden sayılanlara ekstra. Her şeydeki sevgileri gözlemliyordum, güzelini katıp çirkinini ayırıp atıyordum. Özüne inmeye çalışıyordum; sadeliğine, gerçekliğine... Bir de ortada aşk yokken olunca anlamak için nasıl da hevesli ve meraklıydık çünkü gayette aşkın meyvesiyiz. Ve ebeveynlerimiz gibi olmaya (en azından bazı şeylerde) can atardık. Yaşamadan önce bilmek isterdim, bilmeden yaşamak farkında olmamak ya da kaçırmak gibi bir şeydi. Bir de korkunçtu da. Sevgi, gözü kör eder sözü mesela. Aklı işlevsiz bırakacak sevgiden Allah korusundu mesela. Aklı seviyorum çünkü. Çatır çutur sınır dizerken ortada olamazsa ne anladık bu işten? İkisi kullanılarak sevilemez sanki? Tek tarafa ağırlık verme huyum yoktur; ikisinin bir aradalığı daha doğru ve daha güvende hissettiriyor. Hayır bir de beyne ve ahlaka çok önem ve değer veririm. Ve bu yüzden çocukken de olsa sevemeyeceğimi düşünürdüm. (: Sevmek uğruna kör edecek göz yok, severken yumacak göz de. Ki Allah affetsin ama çoğu aptallık körlere bile görünürken işim yaştı. Neyse deyip işi büyümeye bıraktım. Bir de kariyer odaklıydım. Notlarım değerliydi. Sevgilisi olanları görünce "Niye

Asra Zifir

@Kara_Orumcek_Zambagi
·
Denge Arayışı ama pek bulamayış
Kendimi az çok bildim bileli pek dengem yoktu ama genelde aşırılık vardı. Ve bu ne olursa olsun. (: Üzülmek, sevinmek, umut, karamsarlık vs. hep en uçlarındaydım. Bir sınırdan sonrasında ise yine az halim yoktu: Hiçlik vardı. :) O yüzden arası bozulduktan sonra konuşabilen ya da yüz yüze bakabilen insanlara hep şaşırırdım açıkçası. En kötüsü: Yüz yüze gelmek zorundayken dahi onların hiçbir şey olmamış gibi davranabilmeleri. Yüzsüz olabilirler saygı duyuyorum ama ayıbı ya da hadsizliği olmuş olan insanların telafisiz nasıl hayata devam ettiği de meraklarım arasındaydı. Çünkü ben cansız zannedilen eşyalarda dahi bir telafi arayışındaydım. Ki o tarz insanlar genelde sıradan da değil, sözde bize değer verenler oluyor. Ve bir çöp gibi hatta ondan da değersiz muamele gösteriyorlardı, şaka gibi. O kadar mide bulandırıcı ve iğrenç geliyor ki yüzleri hayatımda görebileceğim en tiksinç şey gibi geliyor ve cidden yüzümü buruşturuyordum. Kendimi "dengesiz", "ayarsız" vs. diye nitelendirdiğimde sonralar da asıl sorunun "normal" olarak ele alınmışlar olduğunu gördüm. Benim vicdanım bir olumsuz yüzde veya ses tonunda dahi beni uyutmaz: Kafamı koyup gözden geçirirken belki yoğunluktan arka plana attığım şey "Şuna şöyle yaptın ve haksızdın. Düzeltmedin ki nasıl uyuyacaksın, uykunda ölüp ölmeyeceğin bile belli değilken nasıl uyuyup ertelemeyi göze alırsın? Kendine yakıştırıyor musun, Allah seni her an gözetirken bu yanlışını görmediğini mi sanıyorsun? Düzelt sonra ne yaparsan yap." şeklindeydi. Dışarıdan çok ters, dediğim dedik, umursamaz, donuk, gıcık, belki ruh hastası modumdayken dahi dikkatli olmaya çalışırdım: Belirdiğim bir standartlık durumu vardı ve yabancı olan herkese o modu yansıtırdım. Sanırım ölçüyü nadiren başardığım en güzel olaylardan biri de bu. Biraz saldırgan
Duygu ve Düşünce
Baştan yenileceği belli olan bir savaş
Seninle mücadele edemem ben, seninle olan bu savaşı ben kazanamam. Seni asla değiştiremem. Buğday tarlasında bana gülümseyen o çocuk asla sen olamazsın. Sana dair gereksiz umutlarım var, gereksiz karşılaşmalarımız var. O umutlardan da, o karşılaşmalara anlam yüklemekten de vazgeçmem lazım. Kendimi senden alıp gitmem lazım, senden kendimi kurtarmam lazım...
Duygu ve Düşünce
(Rüya) (Lilith ile sevgilisi huzurlu bir hasbihal içindeydi.Loş gecenin içinde birbirlerine yakın durmuşlardı.Lilith kollarını sevgilisinin boynuna doladı ve) Lilith: Aşkım nasılsın bugün? Çocuk: İyiyim Sayende arındım Karanlığın hanımefendisi Biricik sevgilim Lilith: Kutlasak mı ne (Çocuk, “kutlama” derken neyi kastettiğini anında anladı ve yorgun bir gülümsemeyle karşılık verdi.) Çocuk: Lilith,on altı kere kutladık. Ve sadece bugün onaltı. Nöbetçi arayıp duruyor, gitmem gerek Artık yeter bak. Deli dolu bir kadınsın,enerjim sıfır sıfır sıfır Sen hala nasıl bu kadar dinçsin anlamıyorum. Günde üç veya dörde düşürelim bari Bitkinim - tükendim. Mükemmel sevgilim bir uzaylı galiba Gerçi uzaylısın bence - İnsan bu kadar güzel olmaz - Lilith:(Güldü) Kaşınıyosuun yakışıklım Doğru mu duydum Düşürmek mi ? Maalesef o konuda yardımcı olamıyoruz. Gece devam ederiz olmadı yarın. (Lilith sevgilisinin dudaklarında iz olmayan(ısırmadığı) küçük bir bölge fark etti. Önce yumuşak bir öpücük kondurdu, ardından hafifçe ısırdı. Temiz kalan o bölge de kanamaya başladı.) Çocuk: Harbi sıkıntılı bir kadınsın.
Edebiyat
"İNCİ" Serkan benim sonum olacaktı...
54. BÖLÜM 🌹 İnci 🌹 Sabahın ilk ışıkları, odanın ağır perdelerini delip içeri sızarken zihnimde iki zıt kutup çarpışıyordu: Bir yanda dinmek bilmeyen huzursuz sızı, diğer yanda günün getireceği belirsizliğe duyulan çocuksu umut. Otelin her şeyiyle eğreti ve geçici güvenliğinden sıyrılmak, dışarıdaki gerçek dünyaya adım atmak her zamankinden daha zordu. Aslı, beni evime bırakırken, yol boyunca dökülen "akıl" damlaları, sessizliği bozan birer savaş narası gibi kulaklarımda çınlıyordu: "Bu adamı kaçırma, İnci" "Aşkın için savaş, İnci." "Düğünümde sapsız üzüm olma, İnci!" Bense içimde kopan fırtınaları saklamak istercesine, sadece kelimelerin en renksiz haliyle ona karşılık veriyordum. "Hı hı," "Tamam," "Olur..." Zihnim başka yerde, kalbim ise çoktan başka zaman dilimine doğru yola çıkmıştı bile... Eve girdiğimde duvarların bile beni değil, Serkan'ı beklediğini hissettim. Eşyalar yabancılaşmış, sessizlik ise onun sesini her an köşeden duyacakmışım gibi gergin bir ipe dönüşmüştü. Elim telefona her gidişinde, ekranda onun adını görme arzusuyla sarsılıyordum. Parmak uçlarımda yürüdüm; sanki sert basarsam bu narin umut kırılıp dökülecekti. Hızla üzerimdeki yorgun ağırlığı atıp kendimi duşun canlandırıcı buharına bıraktım. Su damlaları tenimden süzülürken, zihnimdeki karmaşayı da beraberinde götürsün istedim. Ardından, vücudumu saran uzun kollu siyah triko elbiseyi giydim. Saçımı özenle örüp başıma o meşhur ressam modeli siyah beremi taktım ve son dokunuş olarak, bordo kaşe kabanımı omuzlarıma attım. Aynada kendime baktım: Hazırdım. Siyah omuz çantamı koluma takıp kapıyı arkamdan kilitledim. Basamakları yavaş yavaş, her adımın ağırlığını hissederek indim. Apartman kapısına yöneldiğim an, siyah camların ardından binaya doğru gelmekte olan adamın silueti
1000Kitap
Reklam
Reklam