Giulia ablasının bu sözlerine şaşırmadı çünkü Francesca oldum olası o her şeyden kuşku duyan, karamsar, dünyaya kapkara gözlüklerle bakan ve düşünmeden, baştan reddeden insanlardan biri olmuştu. Böyle insanlar harika bir manzaranın ortasında göz tırmalayan bir detayı, güzel bir masa örtüsünün üzerindeki ufacık lekeyi görür, sanki hayata bir tek bu amaçla gelmişler gibi en ufak bir pürüz bulmak için sürekli hayatı didik didik ederlerdi.
O, barların bangır bangır gürültüsü yerine halk kütüphanesinin sessizliğini tercih ediyordu. Doymak bilmez bir iştahla sürekli okuyan Giulia, duvarları kitap kaplı büyük okuma salonlarının sayfa seslerinden başka bir şeyin duyulmadığı atmosferini seviyordu.
On yedinci yüzyıl İtalyası'nda Giulia Toffana’nın ürettiği arsenikli yüz kremi (Aqua Toffana), kadının en masum ve şefkatli bölgesi olan yanakları ölümcül birer silaha dönüştürmüştür. Erkeklerin cinsel yakınlaşma anında eşlerinin yanaklarını öpme ve koklama refleksini (mimetik şefkati) avantaja çeviren bu yöntem, 600'den fazla adamın "heyecan krizi" süsü verilerek arsenikle zehirlenmesine yol açmıştır. Şefkatin coğrafyası olan yanak, ataerkil baskıya karşı ölümcül bir panzehir deposu haline getirilmiştir.
"O barların bangır bangır gürültüsü yerine halk kütüphanesinin sessizliğini tercih ediyordu. İstisnasız her gün öğle tatilini kütüphanede geçiriyordu. Doymak bilmez bir iştahla sürekli okuyan Giula, duvarları kitap kaplı büyük okuma salonlarının sayfa seslerinden başka bir şeyin duyulmadığı atmosferini seviyordu. Orada içini huzurla dolduran, neredeyse dinsel ve mistik bir ibadet havası bulunuyordu."