Yarınlara olan umudunu kesince kişi, beklemenin beklemenin boş olduğunu anlayınca arkaya dönüp dünlere sarılmak, dünlere tutunmak istiyor. "Varsınlar yarınlar olmasın! benim en tatlı umutlarla bezediğim dünlerim var ya, yeter bana onlar. Hepsini birer birer anıp yeniden yaşarım, sevinçleriyle gülüp acılarıyla ağlar, odlarıyla yanarım. Sevinçleri gibi acıları, odları da birer yalan, benim kendi kendime kurduğum birer düşmüş. Olsun! o düşlerle gene eğlerim gönlümü!" diyor. Diyor da dönüp baktığında ürperiveriyor. Dünlerde de bulamıyor aradığını... Ey benim eski duygularım, eski düşüncelerim! neden böyle uzaksınız benden? Ey benim eski gözyaşlarım! sizin sıcaklığınızı gene neden duyamıyorum. Yanaklarımda bir iziniz olsun kalmamış... Koyup gitmişsiniz beni..
Ah o beklediğim, beklemenin düşler yaratan odu ile yandığım günler! şimdi bir yandan özlem, bir yandan da hınçla anıyorum sizi. Ne eşsiz, ne anlatılmaz bir tadınız vardı! yalanmış o tat, benim kendi kendime kurduğum bir düşmüş. O düşle avutmuş, aldatmışsınız beni...
Mesela ben çok gülerdim, çok konuşur, saatlerce aynı konudan bahsedebilirdim. Ama bir şeyler oldu sonra, gerçi bir şeyler hep oluyordu ama ben geç farkettim işte, bazı konuları aşamadım, bazı şarkıları susturamadım, bazı cümleleri unutamadım ve kalbimi yaşanmışlıklardan arındıramadım. Birileri uzun uzun bir şeyler anlatıp durdu ama cevap veremedim hiçbirine. Çok sevdim herkesi ama kimsenin sevdiği olamadım. Çok şey sayıkladım, kimse anlamaya çalışmadı. Sonra sustum, hep öyle olur ya zaten.