• 547 syf.
    ·66 günde·6/10
    Hayatlar birbirine neden sonuç ilişkisi ile bağlı olan
    anlaşılması zahmetli hülyalardır, desem herhalde
    benim için tokmaklarınızı kaldırmazsınız. Sherlock dizisinde
    şöyle bir ifade geçiyordu;
    "Hayatın sana ait değil, ellerini hayatından çek!"
    bu ifade üzerine çok düşünmüştüm. Gerçekten bizim hayatımız olarak kabul edebileceğimiz
    bir hayat var, ancak bu hayatı biz oluşturmuyoruz sadece oluşturulan hayata müdahil oluyoruz...
    Düşünsenize refah düzeyi zengin bir ülkede doğduğunuzu veya sefaletle boğuşan başka bir ülkede
    doğduğunuzu;
    şimdi söyler misiniz bana, bebekliğiniz, çocukluğunuz, gençliğiniz kısacası hayatınız
    aynı mı geçecek bu iki durumdan bağımsız olarak,
    kişiliğiniz benzer mi olacak?
    Ki bununla kalmayıp cinsiyetiniz, uzuvlarınızın tamlığı ve işlevlesliğini de eklersek bu listeye
    hayatımızın bize ait olmadığı çok daha net olarak ortaya çıkmış olacak...
    Ama toplumdaki yerimiz ve "bizi biz yapmayan" liste bununla da yetinmez
    düşünsenize bir PİÇ olarak dünyaya geldiğinizi...
    tam alnınızın ortasında kocaman bir damga PİÇ
    siz ağzınızla kuş tutsanız dahi
    zihinlerden o imajı silemezsiniz... Toplumun az bilmişleri ve çok bilmiş kaynakları,
    o küçük bedenleri gühanın bir elçisi olarak kabul eder
    ve her insanı hatalarında bunları alınlarına yapıştırırlar...
    Yani hayat bazen siz doğmadan ve bazen de doğumunuzdan sonra
    sizin için bir "çile programı"nı başlatır
    ya kabul edersiniz bu programı, efendi efendi çilenizi çekersiniz
    ya da isyan eder fizik kurallarını hiçe sayarsınız...
    (Bunun adı da tercihinizdir)

    Tabii asıl anlatmak istediğim "Değer Yargıları"nın insanlara çektirdikleri:
    İyi ve kötü?
    kime göre, neye göre ve hangi zamanda?
    Hani bazen şöyle bir söz kullanılır
    "Yaşanmadan bilinmez" diye
    işte iyi ve kötünün tanımını "yaşamayanlar" tanımlar
    ve toplum da artık kolları sıvazlayıp gerekeni zevkle yapar!
    Şimdi bir örnek vereyim,
    diyelim, siz açlıktan ölmek üzeresiniz
    ve toplumu inşa eden "namuslu" insanlar yanınızdan, sizi adeta cansız bir varlık yerine
    koyarak, geçip giderler bu durum devam ederken "namussuz" bir insan elinizden tutup
    karnınızı doyurup size yer temin eder ve hayata tutunmanızı sağlar
    ve size karşı asla hainlik yapmaz... ancak bu iyiliğin karşılığında da sizi, toplumun
    kabul etmediği kötü işlerde kullanır...
    şimdi bu hikayenin kahramanı olarak size,
    iyi ve kötü insanı gösterin deseler
    acaba hangisini
    hangi sıfatla gösterirdiniz?

    Eserde
    küçük bir yüreğin dikenli hayat hikayesine şahit olacaksınız
    okurken belki merak edersiniz (Toplumun kabul ettiği) kötü insanlar yanında iyi insanlar da, var mıdır?
    Bu küçük kahramanımızın hikayesi acı sonla mı bitecek
    yoksa ölmeden o da güneşli günlere şahit mi olacak?
    Suçlar cezasız mı kalacak?
    Ya da karşılığını bulacak mı?

    ve belki farklı bir çıkarım olarak "kötü insanlar da acıyı hisseder mi?
    ayrıca son olarak namus cübbesini giymek
    namuslu mu yapar?
    sorularına cevaplar almaya uğraşacaksınız...