Sanki kaybolmuş bir ay gibiydim. Gezegenim büyük bir felakette yok olmuş ama buna rağmen geride kalan boş uzayda dar dairelerle yörünge çizmeye devam eden ve yerçekimi kanununu yok sayan bir ay.
Geceleri bitkin düşüp uyuduğum zamanlarda zihnimden kayıp giderse, diye korkuyordum. Aklım bir elek gibiydi ve gün gelecek onun gözlerinin rengini hatırlayamayacaktım, soğuk tenini veya sesinin dokusunu... Onu düşünemeyecektim, ama bunları unutmamalıydım.
Bir gün kendisinin de ölme ihtimalini...Dünyada üç saniyelik bir misafir olduğunu, bu misfirliğin böyle dertli ve acı şeylerle berbat edilmesinin ne kadar yazık ve zahmete değmez sıkıntıları bulunduğunu düşündü...
Bilinçaltım istediğim düşüncenin yerine gelmesini sağlıyordu. Bu bir arzuyu yerine getirmekti. Onun, yaşadığımı ya da öldüğümü umursadığına dair anlık bir ferahlamaydı.