Denize nazır bir otelin sıradan görünen sabahında başlayan ama giderek insan ruhunun karanlık kıyılarına uzanan gizemli bir öykü kitabı.
Otelin uzun süreli misafiri olan yazar Asaf karşısına çıkan insanları ve onların kırılmış hayatlarını hikâyeleştirirken, her öykü yeni bir sırrın kapısını aralıyor. Ancak cevaplar çoğaldıkça sorular da derinleşiyor. Çünkü bu kitapta sanki herkes bir şey saklıyor.
Kitapta olaylardan çok karakterlerin iç dünyası konuşuyor. Özellikle bazı karakterlerin alnındaki kahverengi leke, zamanla yalnızca fiziksel bir detay olmaktan çıkıp vicdansızlığın, bastırılmış suçlulukların ve nesiller boyunca taşınan kötülüklerin simgesine dönüşüyor. Her öykü ilerledikçe okuyucu şu soruyla baş başa kalıyor: İnsan gerçekten geçmişinden kaçabilir mi, yoksa taşıdığı izler onu hep ele verir mi?
Öyküler ilerledikçe yalnızca karakterleri değil, onları izleyen gizli gözü de takip etmeye başlıyoruz. Gerçek ile metafor arasındaki çizgi giderek silikleşirken deniz, vicdan ve görünmeyen şeyler kitabın temel simgelerine dönüşüyor.
Kitap hakkındaki düşüncelerim: Meltem Trubody, kısa ama yoğun anlatımıyla insan zihninin en sessiz köşelerine dokunuyor diyebilirim. Kısa ve sürükleyici öyküler yer alıyor. 100 sayfadan oluşan bu kitap bir solukta okunuyor. Kitap bittiğinde ise geriye şu duygu kalıyor: Bazı hikâyeler asla sona ermez.