Anna Karenina benim için yalnızca bir hikâye değil, insan ruhunu daha dikkatli okumayı öğreten bir deneyim gibi. Bu roman bana en çok şunu kattı: insan davranışlarının “iyi–kötü” kadar basit olmadığı gerçeği. Anna’yı yargılamak kolay görünüyor ama Tolstoy onun korkularını, yalnızlığını ve sıkışmışlığını o kadar derin gösteriyor ki, bir noktadan sonra karakterleri eleştirmek yerine anlamaya başlıyorsun. Bu da ister istemez empati kasını geliştiriyor. Bir diğer katkısı mutluluk fikrini sorgulatması oldu. Tutku dolu bir aşkın otomatik olarak mutluluk getirmediğini; hatta bazen en büyük yıkımı hazırladığını gösteriyor. Buna karşılık Levin’in sade, emekle kurulan hayatı daha sessiz ama daha sağlam bir mutluluk sunuyor. Yani roman, “büyük heyecanlar mı yoksa anlamlı bir düzen mi?” sorusunu düşündürtüyor. Sözün özü okunası en güzel kitaplardan biri. İyi okumalar:)