“Eğer yumurta içeriden kırılırsa hayat başlar. Yok, eğer yumurta dışarıdan kırılırsa işte o zaman bir hayat son bulur. Yani içten başlamayan dönüşümler ölümcüldür.”
“Normalde içeriden gerçekleşen çatlamayı yapanlar civcivlerdi. Peki, bir civciv kabuğu ne zaman kıracağını nereden biliyordu? Acaba çok fazla büyüdüğü için yumurtanın içine sığamadığından kabuk kendi kendisine mi kırılıyordu? Oturup konuyu araştırdığında harika bir biyolojik gerçeği öğrenmişti. Eğer yumurta kabuğuna yakından bakarsanız kabuğun kalsiyum karbonat kristallerinden oluştuğunu görürdünüz. Bu kristallerin üzerinde de incecik bir sürü delik bulunmaktaydı. Çünkü civcivin büyümesi için gerekli besleyici ortam zaten yumurtanın içerisinde vardı. Bu ortam o kadar besleyiciydi ki tavaya kırdığımızda ya da haşladığımızda biz insanları da besleyebiliyordu. Yani civciv büyürken yumurta içerisinde besin sorunu yoktu. Peki, oksijen nereden geliyordu? İşte oksijen bu minnacık deliklerden yumurtanın içine gidiyordu. Aslında buradaki oksijen kullanımının hikayesi de çok ilginçti. Başlangıçta civcivin oksijeni kullanacak olan akciğerleri henüz gelişmemişti ama embriyonun dışında tüm yumurtanın içine yayılan bir damar ağı gelişirdi. Bu damarlar deliklere yakın bir şekilde ilerler ve deliklerin olduğu bölgeler aracılığıyla aldığı oksijeni civcive taşırıdı. Bu mükemmel bir sistemdi. Zira insanda bebeğin kullandığı oksijen de benzer şekilde taşınıyordu. Zaten civcivin dışındaki bu damar ağı da tıpkı insan fetüsünü çevreleyen plasenta gibiydi. Civciv yeterince büyüdüğünde akciğerleri gelişmiş olurdu. Artık soluk alma vakti gelmişti. Birtakım nem ve buharlaşmalardan dolayı yumurtanın tepesinde bir miktar hava birikirdi. Civciv yeterince büyüdüğünde ilk buradaki oksijeni kullanırdı. Daha sonra içerideki oksijen ona yetmediğinde gagasıyla oksijenin geldiği minik deliklere vurmaya ve dolayısıyla kabuğu içeriden gagalamaya başlardı. İşte civcivi dışarı çıkaran bu motivasyondu. Nefes