Pek çok romancı gibi, ben de bu duyguyu ifade eden “Tam benim gördüğüm şeyleri görmüş, aynı şeyleri hissetmiş, benim hayatımı yazmışsınız!” sözünü çok işitmiş, bu iyi niyetli sözlere sevinmem mi, üzülmem mi gerektiğini çıkaramamışımdır. Çünkü bu sözü her işitişimde, kendimi hayal gücüyle boşluktan hikâyeler çıkaran yaratıcı bir romancı gibi değil, bir cemaat olarak hep birlikte paylaştığımız bir hayatı kaydeden bir tarihçi gibi hissederim
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Her yazar hem görsel hem kelimesel hayal gücümüze seslenir. Ama bazı yazarları okurken daha çok kelimelerle, kimin kime ne dediğiyle, kelime oyunlarıyla, çelişkilerle, paradokslarla ya da anlatıcı sesin araştırdığı düşüncelerle meşgul oluruz. Başka bazı yazarlar ise kafamızda resimler, hayaller, manzaralar, eşyalar canlandırarak işlerini görürler.
Conrad, Proust, Joyce, Faulkner ve Virginia Woolf’tan sonra olay örgüsünde zamanda sıçramalar yapılması, roman kişisinin “karakterinin”, huylarının, kısaca ruhsal dünyasının okura gösterilmesi işinin bir parçası oldu. Bir romandaki olayları, takvim ve saat Sırasına göre değil, kahramanların hatırlayışı, dramdaki yeri ve en önemlisi kendi hayat görüşü ve içgüdüleriyle genel manzaraya yerleştiren bu modern yazarlar, dünyanın her köşesindeki roman okurlarına (artık roman bir dünya sanatı olmuştu!) kendi hayatlarını anlamanın, onun benzersizliğini kavramanın bir yolunun da, kendi öznel zamanlarına dikkat etmek olduğunu hissettirdiler.