Siz nasıl severseniz sevin, nasıl değer verirseniz verin, karşınızdaki insanın aynı şekilde sizin çabalarınızın ve ona ver diklerinizin aynısını size sunmasını beklemeyin. Bu kırar ve aynı zamanda yorar. Beklentilerin karşılanmadığı takdirde insanı bir hayli yıprattığını hepimiz biliyoruz. Ancak bildiğimiz hâlde bek- lentilerimizin karşılanmasını da istiyoruz. Üzülüyoruz ama hiç önemi olmuyor. Haklı da olsak, haksız da olsak, karşımızdakinin elle tutulur bir yanını arıyoruz. Yani, yeniden ona inanmak ve güvenmek için kendimizi yiyip bitiriyoruz resmen. O insan yu- zünden çekmediğimiz acı kalmasa da hayır diyoruz, hayır...
Muhakkak güvenilir bir yanı var. Elle tutulur bir yoruz. yanı
Hayat öyle bir şey ki kiminden alıp kimine veriyor. Kiminin babası yok, kiminin annesi. Kiminin de hiç kimsesi yok.
Annesine bağlı biri olarak kendime her zaman, "Anneme bir şey olursa ne yaparım ben?" sorusunu sormuş, bu soruyu cevapsız bırakmışımdır. Hayatım boyunca her şeye karşı dik durmaya çalıştım. Bazen yıkıldım, kimseye belli etmedim.
İçim kan ağlarken dışarıya gülücükler saçtım. Ama yine de içimde olup bitenleri ve yıkıldığımı kimseye belli etmedim. Öyle olmak zorundaydı çünkü.
İçinde kopan fırtınaları yüzündeki acı dolu gülüşler bastırmak
zorundadır. O yüzden güzel gülen insanlar, çok acı gizler içinde. İçin acı dolu, gülüşün çok güzel...
Sen on yedi yaşımsın.