Her pencerenin, her vitrinin, her perdenin, her çiçek saksısının arkasında seni izleyen bir çift göz vardır ve hiç izlenmeden sokaklarda gezindiğini zannettiğin zaman bile, üzerine vazife olmadığı halde seni gözetleyen insanlar olur; binlerce gözlü ve her gün yenilenen bir merak ağı tüm varlığımızın üstünü sarar.
Hiçbir zaman bir insanı suçlayacak ya da ihbar edecek cesaretim olmadı. Çünkü karmakarışık dünyamızda adaletin ne kadar zayıf, tek bir sorunlu olaydan hak hukuk elde etmenin ne büyük bir kibirlilik olduğunu biliyordum.
İleri atılmak, uzun hırkasını yalnız omuzlarından değil, zihninden ve ruhundan atmak, tozları ve örümcek ağlarını yalnız duvarlardan değil, gözlerinden de silmek, dünyayı yeniden görmek demekti. "İlk adımı nasıl atmalı? Bu işe nasıl başlamalı? Bilmiyorum…
Unutur muyum hiç. Onlarla ne hayaller, ne umutlar, ne planlar kurmuştum. Hatta onlara kalbimden de söz ederdim; ama sen yokken... Gülersin diye korkardım... Öldü ve bir daha dirilmedi. Nereye gitti bütün bunlar, niçin bu ateş söndü? Anlamıyorum. Başımdan öyle büyük felaketler, kasırgalar da geçmedi. Hiçbir şey kaybetmedim. Vicdanımda hiçbir leke yok, cam gibi tertemiz, gururumu kıracak hiçbir şey olmadı. Tanrı bilir niçin hayatım böyle harcandı gitti.