Burada, Okzat-Ozkat'ta kesinkes bildiği, öğrendiğine emin olduğu tek bir şey vardı: Anlatılan bir şeyin nasıl dinlenmesi gerektiği. Dinlemek, duymak, çoktan duyduğu bir şeyi dinlemeye devam etmek. Sözcükleri havada kapıp uzaklara taşımak ve onları orada dinlemeyi sürdürmek. Eğer anlatış [maz]ların sahip olduğu beceriyse, dinlemek de [yoz]un uzmanlaştığı beceriydi. Hemen hepsinin yana yakıla vurguladığı üzere, bunlardan ne biri ne de öteki diğeri olmaksızın bir işe yarayabilirdi.