Bazı roman sonları okuru ters köşe eder ya, ben bu romanda daha ilk sayfalarda ters köşe oldum. Roman oldukça hızlı ve sarsıcı bir başlangıç yaptı. Şehirdeki kütüphanenin, “Tekçiler” denilen rahipler adına bombalanması ilk başta bende gerici bir grubun saldırısı izlenimi uyandırdı. Fakat zamanla olayın arkasında idarenin olduğunu görmek gerçekten şaşırtıcıydı. Çünkü burada beni asıl şaşırtan şey, böylesi bir yıkımın ve yasaklamanın “ilericilik” adına yapılmasıydı.
Ursula K. Le Guin, bilim kurgu edebiyatının en önemli isimlerinden biri olarak bu romanda ezber bozan bir anlatım kurmuş. Anlatılan her şeyi sorgulamak, hiçbir düşünceye körü körüne bağlanmamak gerektiğini okurun zihnine adeta yerleştiriyor. İyi–kötü, ilerici–gerici gibi keskin ayrımlar bekleyerek okumayı sürdürdüğüm roman, beklentimin çok dışında gelişti.
Savunduğumuz düşüncelere uyumlu bir toplum içinde yaşasak bile onları sorgulamayı bırakmayıp, hayat içindeki uygulanabilirliğine, eksiklerine ve yanlışlarına da bakabilmenin bir ihtiyaç olduğunu gösteren çok yönlü bir roman. "Anlatış" daha yaşanabilir bir dünyayı, düşünceleri olduğu gibi kabul etmekten değil, eksikleri görüp iyileştirmekten geçtiği mesajını çok güçlü veren bir anlatıma sahip.
Bir de sonradan kitapla ilgili farkettiğim bir durum da şu oldu.
Bu roman, yazarın yazdığı en son roman olduğu gibi, serinin de son kitabıymış. Ben ise ilk sırada bu kitabı okumuş oldum. Bu yüzden yer isimleri, gezegenler, sistemler ve bazı kavramları anlamakta çok zorlandığımı söyleyebilirim. Bu nedenle benim için okuması kolay bir roman olmadı. Fakat zorladıkça düşündüren, düşündürdükçe içine çeken bir kitap olduğu kesin.
Romanın baş karakteri Sutty isimli bir kadın. Ekümen adına Aka gezegenine gönderilmiş bir gözlemci ve araştırmacı; aynı zamanda dil ve