Alican Saygı Ortanca

Alican Saygı Ortanca

DerleyenÇevirmenEditör
8.0/10
12,5bin Kişi
·
25bin
Okunma
·
10
Beğeni
·
1.298
Gösterim
Adı:
Alican Saygı Ortanca
Unvan:
Bilimkurgu Klasikleri, Karanlık Kitaplık ve İthaki Modern Dizi Editörü.
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
408 syf.
·31 günde·9/10 puan
Uzun bir süredir inceleme yazmamıştım daha doğrusu arada çok kitap okudum ama inceleme yazmaya hep üşendim. Şimdi fırsat bulmuşken size 1 kilometrelik bir inceleme yazayım şaka şaka :)

Kirke son dönemin popüler kitaplarından biridir. 2018 yılının en iyi fantastik romanı seçilmiştir. Dünya klasiklerine, antik Yunan mitolojisine hakim değilseniz eserleri okumadiysaniz kitapta birleştirmeleri tam yapamayabilirsiniz. Kadın üzerine kitapları okumayı hep sevmişimdir. Yalnızlık, korku, fedakarlık, cadılık hepsi var bu eserde :)

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
408 syf.
·13 günde·8/10 puan
> Uzun bir aradan sonra, yine bir inceleme ile merhaba demek isterim siz sevgili okurlara. Tabi beni bilen ve tanıyanlarınızın, bu satırları okumaya başlamadan önce, incelemenin uzunluğuna bakacağına da adım gibi eminim. Artık kalemin ve hayalimin gücü ne verdiyse diyelim ve yavaş yavaş konuya girelim derim. Bugün Madeline Miller’in kaleminden okumuş olduğum Ben, Kirke adlı bu güzel romanı elimden geldiği, kaleminin mürekkebinin yettiği kadar anlatmaya çalışacağım desem de, siz bana inanmayın. Çünkü artık günümüz çağında kalemin yerini bilgisayarların ve klavyelerin aldığını hepimiz çok iyi biliyoruz. O zaman bize: ‘Klavyemiz sağlam, enerjimiz bol olsun’ demek kalıyor.

> Olympos’un mitolojik tanrılarının efsanevi dünyasını bir Homeros destansılığında biz okurlara aktaran bu romanın etkileşimine kapılmamak zor olsa gerek. Kitapta, mitolojik hareketin başladığı, atmosferinin çok sıra dışı olduğu bir ortamı temsil eden bu özel yer – Titanlardan Okeanos'un Nymphler tarafından doldurulmuş su dolu sarayı – bile beni bir okur olarak hemen yakaladı diyebilirim.

❝Tanrı olmak ve hiçbir yara bere almamak harika bir şeydir herhalde.❞ #54885206

> Kirke, öyle bildiğimiz bir su perisi değildir. Kitabın ilk giriş sayfalarından birisinde; ❝Ben doğduğumda, olduğum şeyin bir ismi yoktu.❞ ‘#54828187’ diyerek, başlangıçta kendisi ifade edemez, açıklayamaz. Daha doğduğu andan itibaren onun varlığına kayıtsız kalan, ondan hoşnut olmayan annesi Perse ve babası Helios’u ile tanışırız. Kirke’nin sarıgözlerinin farklılığından ve konuşurken tanrılar katında alay konusu olan, insana benzeyen sesinden dolayı sürekli dışlanması ve hatta en yakınları olan, kendi ailesi tarafından bile hiçbir zaman sevilmemiş olmasıdır okuru etkileyen. Başkahramanımız Kirke’nin doğuştan bazı güçleri ve o güçlerin alametlerini göstermiyor oluşu, onun babası ve yine tanrılar katında Titan olan dedesinde ayrı bir hayal kırıklığına sebep olmuştur. İlerleyen zaman içinde hayata gözlerini açan kardeşlerinden sonra ailesinin ilk gözdesi olmaktan bir hayli uzak kalan Kirke, etrafındaki birçok varlığın gözünden düşmüştür ve kendisine reva görülen bu ortamda, neredeyse anımsanmayacak, unutulacak bir varlık olarak yaşamını sürdürmeye devam etmiş, bir nevi mecbur bırakılmıştır. Ölümlülere yardım ettiği için, tanrılar katında acımasızca cezalandırılan Prometheus ile olan karşılaşmasından sonra, kendisinde ilk kez olsun bu ortamın yıkıcı, aşağılayıcı halinden kurtulma, uzaklaşma gücünü hisseder. Ama o gün gelecek ve Kirke’de, itaatsizliğin bedelini ödemek ve sihirli güçlerini test etmek zorunda kalacaktır...

❝Senelerim böyle geçti işte. Bütün o süre boyunca kabuğumu kırmayı beklediğimi söylemek isterdim ama korkarım zamanın sonuna dek bütün o kör acılardan başka bir şey olmayacağına inanarak akıntıyla sürüklenip durdum.❞ #54831911

> Evet, demin de ifade ettiğimiz gibi, güneşin tanrısı ve titanların en güçlüsü Helios'un evinde bir kız doğar. Ancak Kirke, ne ilahi bir görünüme ne de bir sese sahiptir! Bu sebeplerden ötürü diğerlerinin onu bu denli hor görmesi, dışlaması ve bu dışlamanın etkisiyle ortaya çıkan âşk ile birlikte yasak bir kuvvete dönüşen: büyücülüktür bizleri bekleyenler. Öykümüz, bu içsel âşkın gücünü fark eden Zeus’un, onu intikam almak adına uzak bir ada olan Aiaia'ya sürgün etmesiyle devam eder. Bu sürgün süreci Kirke için bir hayli zor olsa da, her kötülüğün birlikte getirdiği bir iyilikte gün yüzüne çıkar ve bu Kirke bu süreci kendi yeteneklerini geliştirerek değerlendirir. Fakat bu dünyada, yalnız ve bağımsız bir kadın her zaman olduğu gibi risk altındadır. İşte tüm bunlara sebep Kirke, insanlardan korunabilmek ve tanrıların gazabını önleyebilmek adına, yeni keşfetmekte olduğu bu güçlerini artık kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmalıdır...

❝Malı mülkü yok ama ruhu zengin, cesareti çok. Yıldız gibi parlıyor.❞ #54898386

> Güçlü, güçlü olduğu kadar büyülü, ama biraz olsun destanlar arası sıkıştırılmış bir ‘Ben Kirke’nin hikâyesinin kökenlerinin vermiş olduğu iyiliği ve kötülüğü, sevgiyi ve nefreti, güveni ve güvensizliği, insanın sonu olmayan bir savaşının yapılandırılmış hâlininin anlatımıdır Kirke. Kitap buna ek olarak, kendi başına, (en iyi anlamda) kasten açık bir şekilde, bir bireyi içsel değerlere ve daha güçlü bir hiyerarşik sisteme sokmanın, ‘insan’a bir sınır çizmenin ne kadar yıkıcı olabileceğini gösterir. Kitap konusu itibariyle dikkate alındığında hiçbir noktada, anlatısında, çarpıcı, proaktif, saldırgan bir tutum ya da “aşırı” feminizme düşmeyerek, edebiyatın olması gerektiği çerçevede, tanrılar katındaki kadın erkek ayrımını da ele alır, biz okurlara işaret eder. Kadının kendi yoluna gitmesine, modern görünmesine, gerektiğinde otantik olmanın zarifliğine de ufaktan değinir. Miller, dünyevi varoluşun temel özelliklerini kitabında güçlü bir şekilde ifade eder ve bir okurun tahayyüllerinde olabilecek kadın ahlakını, duyarlılığını vurgular ve merkezdeki kadın cinsiyetinin önemi, kadınların hayatımızdaki resmini oluşturur.

❝Kimin içinde ne olduğunu kimse bilemez bence.❞ #54948254

> Kitapta ayrıca zaman ve insan ihtiyaçları bahse konu bu varlıklar için hiçbir rol oynamaz. Onların tanrılar katındaki bu yaşamları şehvet, güç ve dikkat dağınıklığı etrafında döner. Bu sonsuz yaşamlarında bilgelik, güç ve irade sahibi olmalarına rağmen, Kirke’ye karşı basit fikirlilikleri bizi ister istemez düşündürür. Ama neyse ki, Kirke kendinde olan içsel gücü keşfettiğinde, kitap bize çok daha heyecan verici gelmeye başlar. Kirke’nin karakteri de kendi gibi gelişmeye başlar ve yıllar geçtikçe, kendince kusurları olan bu varlık, kendine güvenen bir kadın olmakla birlikte, aynı zamanda bilgeliğe de erişir. Bu onun ilk masumiyetle dolu, daha sonra açıklığa kavuşan ve özgürleşen ilişkilerinde de belirgin bir şekilde gözlenmektedir. Böylece erkekler de Kirke'nin hayatında rol oynarlar, ama onlar Kirke için her şeyi ifade etmemektedirler.

❝Birinin gözünde bir kıymetim olsaydı, yalnız yaşamama izin verilmezdi zaten.❞ #55057899

❝Ne dualarını istiyordum ne ismimi ağızlarına almalarını.❞ #55057717

> Ok, şimdilik buraya kadar diyorum ve konu hakkında daha fazla bilgi vermek istemiyorum. Aynı zamanda romanın tüm okuyucularına, Wikipedia'daki antik Yunanistan tanrıları ve kahramanları ile ilgili hikâyeleri, kendi bilgilerini geliştirmek adına hemen okumamalarını, boşlukları doldurmak için romanın bitmesini beklemelerini tavsiye ediyorum. Bu konularda zaten bir uzman olsaydık, kendimizi çok fazla detayla yormazdık değil mi?... Buna ek olarak, klasik bir filolog olan yazar, Helios, Athena, Medea, Hermes ve Ariadne, Odysseus, Daidalos ve Ikarus gibi Yunan tanrılarını ve kahramanlarını, en azından benim için kurgu olmayan herhangi bir kitaptan daha yetenekli bir şekilde hayata geçiriyor. Zamanında okuduğum ve içimde tanrıların antik dünyasına olan yoğun ilgim, Madeline Miller’in kitabının ruhunu ve karakterini kolaylıkla anlamamı sağladı. Hikâyenin bizlere derinden yansıyan ve kendi kendini eleştiren Kirke açısından, kronolojik bir biçimde anlatılış tarzı olmasını gerçekten sevdim. Kitap, yer yer düşüncelerinizi, duygularınızı ve duygularınızın zirvesini etkileyebiliyor ve karakterlere dair kişisel gelişmeler, dönüm noktaları nefes kesici gerginlik ve yoğunlukta sunulmaktadır.

❝Sparta Kraliçesi, Zeus'un ölümlü kızı, dünyanın en güzel kadını.❞ #55136487

❝Mısır'daysanız İsis'e taparsınız, Anadolu'daysanız Kibele'ye kuzu kurban edersiniz.❞ #55233674

> Roman akıcı bir dille ele aldığını ifade edebilirim ve sivri diyaloglar içermektedir. Baskın karakterlerinin, konumları ve eylem yollarının atmosferik tanımlarıyla doludur. Hemen hemen her bölüm, eyleme şaşırtıcı bir bükülme, gidişat getiren ve hoş bir şekilde bir sonraki bölümlere açılan birçok kapı içermektedir.

> Kendi kendime ne kadar kötü de olsa; ❝Herkesin sahip olduğumu söylediği babayla asla karşılaşmamış olmanın yasını tutuyordum. ❞#55369664 Sonunda; ❝Gördün mü, dedim ona. Kimseye ihtiyacımız yok.❞ #55257006 unutma her zaman olduğu gibi; ❝Tanrılar sırf zevk için seni ezer. Sırf inat olsun diye ezer.❞ #55363265 dedim.

Şimdiden keyifli okumalar dilerim arkadaşlar.

Bir sonraki kitap yorumu ve değerlendirmesin de görüşmek dileğiyle. Esen kalınız!

~ A.Y. ~
408 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
“Ve bir gün, artık bu dünyaya dayanamayacağım, diye düşündüm.
Bunun üzerine denizin derinliklerindeki kadim bir tanrı seslendi:
-Öyleyse çocuğum, başka bir dünya yap.”

Ben başka bir dünya yapmak için yıllarca çalıştım. Alışılmış kurallarla savaştım, istediğim ve istemediğim şeyleri belirlemeyi bildim, kalabalıklarla baş ettim, dilediğimde yalnızlığı seçip, dilediğimde sevdiklerimin ve ailemin elinin uzanabileceği bir yerde olabildim.
Bir gün sevdiklerimden biriyle, annemle seyahate çıktım. Kendi başına gidemeyeceği yerleri görsün istedim.

Birinci köprü yoluna yanlışlıkla girip panikten ne yapacağını şaşıran sürücüler gördünüz mü hiç? Biz Kuzey Amerika’da kiralık bir araçla bilmediğimiz bir sürü yolda paniklemeden gezdik annemle. Yine de daha önce iyi bildiğim bir hissi oralarda içime kazıya kazıya bir kez daha yaşattı sağ olsun.
- Bir başımıza buralarda ne işimiz vardı?
- Tamam anne, anlıyorum. Ben astronot olup Ay’a bile çıksam vasıfsız bir erkek kadar olamam değil mi?

Kitabı okurken bu düşüncelerin kıyısında gezinip duruyor insan. “Eğer kadınsan, tanrıça bile olsan, kaybeden taraftasın.”

Ancak bu kabullenen tarafta olduğun anlamına gelmez. “Kirke” gibi, kendini bulma yolunda her şeyi göze alacak güce sahip olduğunu fark ettiğin an kazanan tarafa geçtin demektir.

Mitolojiye ilginiz olsun olmasın, ‘Ben, KİRKE’ tek solukta okuyacağınız bir eser. Kitabı okumaya başlarken son sayfalarda kahramanların tanıtıldığı bölüme göz gezdirebilirsiniz. Ben başlangıçta özellikle bakmadım o kısma. Tüm hikâyeyi öğrendikten sonra bu küçük mitoloji sözlüğüne bakmak daha hoşuma gitti.

Bir film izler gibi büyülerin, canavarların, acımasız Zeus, akıllı ve güzel Athena, bencil ve katı Helios gibi tanrıların, Agamemnon, Akhilleus ve Odysseus gibi büyük savaşçıların dünyasında dolaştım. Yalnızca tanrıça veya titan değil, olağanüstü bir kadın olan Kirke beni kendine hayran bıraktı.

Böyle güzel bir çeviri yapan Seda Çıngay’ın ve emeği geçenlerin ellerine sağlık diyorum.
Okursanız ayırdığınız zamana değecek.
408 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10 puan
Ah, tam olarak nereden başlayacağımı bilemiyorum. O kadar güzel bir mitolojik kitap okudum ki... Kitabın adı "Ben, Kirke" yerine "Ah, Kirke!" olmalıymış diye düşündüm durdum. Kitap Goodreads okurlarına göre 2018'in en iyi fantastik romanı seçilmiş ama şunu da belirtmeliyim ki kültürel birikiminiz yoksa; Homeros'un İlyada ve Odysseia Destanı'nı bilmiyorsanız; Olimposlular, Titanlar, Troyalılar hakkında fikir sahibi değilseniz; Agamemnon, Akhilleus, Hektor, Helene isimlerini duymadıysanız; günümüz Çanakkale sınırlarında yer alan Truva kalıntılarını gezmediyseniz; bazı öykülere göre ölümlülere ateşi verip onlara medeniyeti öğreten ve bunun yaptırımı olarak Kafkas Dağları'nda bir kayalığa zincirlenerek hergün bir kartalın gelip karaciğerini yediğine inanılan Prometheus'la ilk defa karşılaşacaksanız kitabın size karışık gelmesi ve pek bir şey anlamamanız muhtemeldir. Fakat biraz tarih, mitoloji, edebiyat biliyorsanız ya da biraz araştırarak okumayı denerseniz kitabın içinde kaybolacağınızın garantisini veririm. (Diğer taraftan da mitolojiyi çok çok iyi biliyorsanız kitap size belki yaratıcı gelmeyebilir çünkü karakterlerin hikayelerine fazla aşinasınızdır, bunu da atlamamak gerekir.)
Olaylar akıp gidiyor, zaman akıp gidiyor, bir tarafta ölümsüzlük diğer tarafta ölümsüzlerin elinden akıp giden sevdikleri...
Savaşlar, oyunlar, trajediler, aşk, merhamet, canavarlar, sihir, ölüm, doğa...
Tanrılar, Titanlar, Troyalılar, ölümlüler, cadılar... Aynı zamanda sorgulayıcı bir bakış açısı kazanıyorsunuz. Ölümsüzlük hiç de öyle hayal ettiğim gibi değilmiş. :) Bu arada kitap +18, dikkat edilmeli. Keyifli okumalar...
408 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10 puan
" Ne diyebilirim ? Dünya adil bir yer değil."
Kadın olmanın en zor tarafı nedir sizce ?
Sırf cinsiyetiniz yüzünden sevgisiz ilgisiz bir ailede büyümek mi ? Gençlik çağlarınızı psikolojik baskı altında geçirmek mi ? Fiziksel görünüşünüz yüzünden itilip kakılmak mı ? Ya da yine fiziksel görünüşünüz yüzünden tüm gözlerin üzerinizde olması mı ? Ayaklarınızı yere sağlam basmaya çalışırken tacize uğramak mı ? Yaşadığınız o tacizleri içinizde tutarak yaşamak mı ? İlk aşkınızın, sevginizi çöpe atarak derin izler bırakarak kalbinizi çürütmesi mi ? Tek başınıza çocuk doğurup bütün sorumluluğu omzunuzda iyi bir evlat yetiştirmeye çalışmak mı?
Kirke ! Güneş Tanrısı Helios'un kızı.. Tanrıça Kirke.. Cadı Kirke... Ama bütün bu soruları yaşayarak cevaplamış bir Kirke...
Ve sonra kitap su gibi aktıkça; bir kadının kendini buluşunu, her zorluğa göğüs gererek verdiği mücadeleyi, oluşan özgüvenini, özgür ruhunu, baş kaldırışını, dik duruşunu, azmini, direnişini, aşka olan tutkusunu hayranlıkla okudum.
Evet bizler bir Tanrıça değiliz belki ama kadınız... Ve hepimiz içimizdeki potansiyelin farkına varırsak, aşamayacağımız duvar, yıkamayacağımız ön yargı yok..
Biraz özgüven ve biraz cesaret..
" İçimde ne olduğunu kim bilebilir ? "
408 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10 puan
Mitolojik açıdan çok güçlü, karakterler yönünden canlı ve dil açısından anlaşılır bir kitap. Ancak benim gibi mitoloji bilgisine çokta sahip değilseniz oldukça yoruyor sizi. İsimler havada uçuşuyor. Karakterleri tanıyana kadar neredeyse kitabın yarısına geliyorsunuz. Kitabın yarısından sonra olaylar sizi içine çekiyor. Kitabı okumaktan zevk aldım.

Antik Yunan tanrılarının dünyasında aşk, aile içi rekabet, saray entrikaları ile mücadele eden sıradan ama sıra dışı bir kadının, Aiaie Cadısı Kirke'nin sürükleyici öyküsünü okuyacaksınız.

Mitoloji seviyorsanız kesinlikle tavsiye olunur...
İyi okumalar
224 syf.
·4 günde·9/10 puan
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 40. kitap oldu. Öncelikle gerek bu sitede gerekse başka yerlerde Dünya'ya Düşen Adam ile ilgili olumsuz yorumlar yapıldığını gördüm. Bunun temel sebebi kitabın okurlar tarafından anlaşılamamış olması. Fakat kitabın anlaşılamamış olmasının sebebi, tabii ki yazarın beceriksizliği değil, tamamıyla okurun hazıra kolayca konma isteği... Yok öyle hemen, "armut piş, ağzıma düş."

Tıpkı bu kitap gibi, sembollerle dolu olan ve yazdığından çok daha fazlasını anlatan birçok kitap, okurlar tarafından anlaşılamaması sebebiyle yerden yere vurulmuştur. Oysaki kitabı okumadan önce kitap hakkında yazılan birkaç yazıyı okusak veya kitapta geçen ve anlamadığımız sembolleri araştırsak sonuç böyle olmayacak. "Kitabı okumadan önce kitapla ilgili yazılar okunur muymuş hiç," diye itiraz etmeyin sakın. Elbette okunur. Hatta okursanız aldığınız lezzetin katbekat arttığını göreceksiniz.

Şimdi kitabı biraz parçalarına ayırarak anlatmaya çalışacağım. Anlaması zor olan kitapları anlatmak da bir hayli zor oluyor; ama en azından kitabı okuyup da anlamayanlar ve benden sonra kitabı okumak isteyenler için bir yol haritası çıkarmam gerekiyor. Bu sebeple inceleme biraz uzun olacak gibi hissediyorum; ama ne yapalım elimizi taşın altına soktuk bir kere...

---------------------------------------------------------------

Kitabın konusundan basitçe bahsetmek gerekirse, Thomas Jerome Newton isimli bir "uzaylı" Anthea isimli bir gezegenden Dünya'ya gelmiştir. Görünüm itibarıyla insanlara çok benzediği için ilk etapta Dünya'da hiçbir sıkıntı ile karşılaşmamıştır. Peki ama bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü? Newton'ın Dünya'ya gelmesindeki amacı nedir?

Thomas Jerome Newton'ın gezegeni Anthea, nükleer savaşlar ve suyun neredeyse yok olması sebebiyle artık yaşanmaz hale gelmiştir. Anthealılar Dünya'nın da yavaş yavaş kendileri gibi yok olacaklarını görmüş ve hem Dünya'nın yok olmasını engellemek hem de kendilerini kurtarmak için Dünya'ya birini göndermiştir. İşte Newton da Dünya’da inşa edeceği uzay gemisini Anthea'ya gönderip üstün zekalı ırkını Dünya'ya getirecek olan kişidir. (Bu noktada şunu ifade etmem gerekir: İthaki Yayınları kitabın arka kapağında "Newton'ın amacı Dünya'da inşa edeceği uzay gemisiyle evine dönüp oradaki insanları yeni gezegenine taşımaktır." diye yanlış bir bilgi vermiş. Newton'ın Anthea'ya geri dönmek gibi bir amacı yoktur, kitapta da bu durum açık bir şekilde belirtilmiştir. Onun amacı uzay gemisini Anthea'ya göndererek oradakileri Dünya'ya getirmektir. Yani kendisi Anthea'ya geri dönmeyecektir.)

---------------------------------------------------------------

Kitabın konusunun bu kadar bilinmesi yeterli. Şimdi gelelim, benim görebildiğim sembollere. Aslında semboller oldukça açık, görmek hiç de zor değil; ama dediğim gibi okurlar yazarın, "BAK BURADA SEMBOLLER KULLANDIM VE AMACIM SANA ŞUNU ŞUNU ANLATMAK," demesini bekliyor.

Kitap, üç bölümden oluşuyor:

-İkaros'un Düşüşü,

-Rumplestiltskin (Okumaya çalışmayın, Thomas Jerome Newton'ın gerçek adı... Bu isim de bir sembol.),

-İkaros'un Ölümü.

İkaros mu? İkaros da kim? İnanın bu kitabı okuyana kadar ben de bilmiyordum; ama görünce hemen araştırdım. İkaros, Yunan mitolojisinde yer alan bir karakter. Tanrılarını kızdırdıkları için babası Deadalus ile birlikte bir labirente kapatılmışlar. Oğlu İkaros'un haline üzülen Deadalus labirentten kaçmaları için balmumundan kanatlar yapar ve İkaros'a çok alçaktan uçarsa denize düşeceğini, çok yüksekten uçarsa güneş ışınları yüzünden kanatlarını kaybedeceğini, bu sebeple kibirlenmeden dengeli olması gerektiğini söyler. Fakat İkaros uçmanın verdiği özgürlük hissiyle yükseğe uçmaya başlar. İkaros gökyüzünde tekrar kavuştuğu özgürlüğüne bakar, özgürlük duygusu içini kaplar ve gittikçe daha yükseğe çıkar. Yükselir, yükselir... Oysaki babası ona kibirli olma demiştir, yüksekten uçarsan kanatların erir ve düşersin demiştir. İkaros kendisini tanrılarla eş görme cesaretini göstermiştir ve yükseldikçe güneşe doğru, giderek ısınan ve gurur duyduğu balmumu kanatlarının erimeye başladığını fark edememiştir. Gözleri kibirden, gururdan ve hırstan adeta kör olmuştur. Neticede çok yüksekten uçtuğu için güneş, balmumundan kanatlarını eritmiştir ve hızla yere çakılmıştır. Diğerlerinden üstün olduğunu düşünmek, yere çakılmak için yeterli bir nedendir.

İşte yazar Walter Tevis'in kitaptaki bölümlere İkaros'un ismini vermesi boşuna değildir. Kahramanımız Newton da tıpkı İkaros gibi kibrine ve hırslarına yenik düşmüştür. Dünya'ya gelmekteki amacını unutmuş ve zamanla içindeki düşmana yenik düşmüştür. İnsanlığı küçük görmüş, onları hafife almış ve kibrinin kurbanı olmuştur...

---------------------------------------------------------------

Yine yazar kitapta ara ara uzaylı Newton'ın insanlara birçok açıdan fazlasıyla benzediğine değinmiş. Ara ara bunu yapmasının sebebi, aslında uzaylı Newton'ın içimizdeki herhangi bir insan(yabancı) olabileceğini vurgulamak istemesidir. Dünya'da kimlere "yabancı" deriz? İlla birine yabancı demek için uzaylı olması gerekmiyor. Okumak için başka bir ülkeye giden öğrenci de çalışmak için başka bir ülkeye giden işçi de bir yabancı olabilir... Hatta kendi ülkesi içerisinde anlaşılamayan ve diğer insanlardan kısmi farklılıkları olan insanlar da birer yabancı değil midir? Dolayısıyla her insan gittiği yerde veya anavatanında uzaylı Newton'ın yaşadıklarına benzer şeyler yaşayabilir.

Böylece Walter Tevis, bir "uzaylı"nın gözünden Dünya'mızı ve insanlığı eleştirmek, hatta aşağılamak için çok iyi bir yöntem bulmuştur. Uzaylı Newton'ın insanlar ve Dünya ile ilgili gözlemlerini "içimizde yabancı bırakılmış" insanların gözlemleri ve düşünceleri olarak değerlendirmek de mümkün...

---------------------------------------------------------------

Dikkatimi çeken bir diğer ayrıntı, insanlığın Newton'a zorbalıkla yaklaşması ve üstün zekalı olmasına karşın onun sözlerini kulak arkası etmeleriydi. İnsanlığın yok oluşunu engelleyebilecek olan Newton, insanlar tarafından kabul edilmemiş ve dışlanmıştır. İnsanların Newton'a zorla göz muayenesi yaparak gözlerini X ışınlarına maruz bırakması ve dolayısıyla Newton'ın muhteşem görüşünü kaybetmesi de "zorla görüş değiştirmelerinin, kendilerine benzetmelerinin" sembolik bir anlatımı.

---------------------------------------------------------------

Kitabın 1976 yılında çekilmiş David Bowie’nin başrolde olduğu bir film uyarlaması da var. Fakat ne yazık ki internetten bulup da izleyemedim. Telif hakları ile ilgili bir takım sıkıntılar var sanırım. Araştırdığım kadarıyla kitap ile film arasında ciddi farklılıklar varmış. Yine de izlemek keyifli olurdu.

Umarım bu yazdıklarım, benden önce kitabı okuyanların anlayamadıkları bölümleri anlamasını; benden sonra okuyacak olanlar içinse iyi bir yol haritası çizilmesini sağlar.
256 syf.
·16 günde·Beğendi·9/10 puan
Distopik eserlerin BABAsından merhabalar…! Yevgeni Zamyatin’in BİZ’i, bu türün miladı kabul edilir. O yüzden beklentisi çok olan, bu kadar ünlü olmasına rağmen ülkemizde az bilinen bir eserdir. Bu nadide eseri incelerken her zamanki gibi doğaçlama yolunu seçiyorum. Spoiler içermez ama çok şey içerir....!! ve Sonuna kadar okuyunuz... Lütfen...! :))

İnceleme için şöyle bir kurcaladım ve Dark Tranquillity - Live Damage Konser DVD’sini seçtim.. 2003 yılına gidiyor ve incelemeye hayat veriyoruz…

Hazırsanız başlayalım..! Aman Kahveyi eksik etmeyin..!

Kitabı okumaya başladığım andan itibaren birçok distopik ve bilimkurgu filmi zihnimde sahne aldı. Bu türü herkes sevmez çünkü konular farklı işlenir ve giyim kuşamdan tutun da, karakterler, konuşma tarzları mekanlar çok farklıdır. Her veri gözümün önüne geldiğinde kitabın zevki daha da artmaya başladı haliyle. Ben kitabı ikiye ayırdım. İlki anlatılanın ta kendisi, ikincisi ise kitap bittikten sonra Zamyatin’in Son Sözü…

Şimdi bir bilimkurgu filmi ya da dizisi hayal edin.. Genelde şöyle başlarlar, dünya yok oldu ve yaşam artık bitti. Yeni x bir gezegen bulundu yeni bir koloni kuruldu. Artık insanlık burada hayat bulacak. Geçmişten aldığımız dersler sayesinde, daha farklı bir uygarlık olacağız. Atalarımızın yaptığı o ilkel hataları yapmayacağız, her şey bir kurala tabi olacak, yemek saatinden önce yemeyecek, biz demiyorsak ilişkiye girilmeyecek, ikili ilişkiler kurulmayacak… vsvsvs. Böyle başlayan toz pembe hatasızlık, filmin ortasında bocalar, sonlarında ise farklı tat bırakır ağzımızda. Senaryosuna göre sonu da değişir tabi ki… (En son gözdemiz Yeni Blade Runner'dı)

Benim yakınlık kurduğum film ise Tom Cruise’un Azınlık Raporu filmi. Bu filmde suçlular, suç işlemeden bilgisayara bağlanmış üç kahin tarafından olasılıklar hesaplanarak belirlenir. Ve bu raporu alan ekip, olaya zamanında müdahale ederek, yaşanacak olan cinayetin ya da suçun önüne geçer. Lakin bu tarz durumlara insan eli değdiği için iş değişir. Ayrıca kahnlerin kararları bir olayın gerçekten olup olamayacağı ihtimalini tam olarak belirleyemez. İnsan her zaman kendisini etkileyen ve seçeneklerini değiştirebilen ruha sahiptir. Ne yapacağı kestirilebilir gözükse de bilinmez bir yapıdır. Bizim eserimizde her şeyi alt üst eden şey tamamen RUH. Ne olursa olsun, ister yapay zeka olsun, ister başka bir şey olsun. İnsani bir dokunuş ya da insandan bir etken var ise, o bir yolunu bulup, insanın o duygusal yapısını ortaya çıkarır ve devrime, karşı devrim uygular. Bu filmi izlediyseniz, hikayenin nasıl geliştiğini ve sonuçlandığını biliyorsunuz zaten. İzlemediyseniz ve bu tarz kitap ve konular seviyorsanız acilen izleyin. 2001 Yapımı olmasına karşın, asla hissettirmeyecek bir teknolojik kurgu ile yapılmıştır. Şimdi konumuza yani kitaba dönelim…

BİZ!! Yapmayız, Onlar yaptırırlar!
BİZ düşünemeyiz, Onlar Düşünürler!
BİZ hissetmeyiz, Zaten ne yapacağımız bellidir!
BİZ fikir yürütemeyiz, kurallar bellidir!
BİZ yazamayız, fikirler yasaktır!

Duygudan yoksun, kişilikten uzak, insani değerden mahrum bir yapıdır BİZ…
Tek Devlet… Bir integral inşa ediyor. Bu inşa edilen şey, tek çizgi, tek düşünce üzerinedir. D-503 ise bu yapıyı inşa eden Tek Devletin matematikçilerinden biridir. D-503’ün yazdıkları sayesinde, Zamyatin BİZ’i, BİZ’e ulaştırıyor. Bir kart al, akşam seçtiğin kişi ile birlikte ol.. Tek Devletin istediği saatte, istediği zamanda, istediği şekilde…. Devlet ister sen yaparsın.

Günümüz Dünyasında ki Devletler ve Toplumlar şu davranış şekillerine sahiptirler;

İstediğini giyemezsin,
Düşünce özgürlüğü vardır ama düşünceni söyleyemezsin,
Yanlışa yanlış diyemezsin,
Özgür bir yaşam seçemezsin,
Para kazanmak zorundasın, yoksa yaşayamazsın,
Adalet kavramı karşına çıkar ihtiyacın olduğunda bulamazsın,
Kendi tanıdıklarını kayırırlar,
Seni ayırırlar,
Güçlü ile güçsüz ayrımı vardır, güçsüzsen ezilirsin,
Eski şeyler giyersen ayıplanır, yeni şeyler giyersen sevilirsin,
İyi bir işin varsa gözdesindir, iyi bir işin yoksa fakirsindir,
Devletine bağlı olman sana yetmez, devlet sana bağlı değildir, devlet çoğula bağlıdır. Çoğul ses çıkarmazsa TEKİL tek başına ölür gider. Yeni bir çoğul doğar ve tekiller yine ölür gider.. Ne demişler Devlet bir sobadır...!

BİZ’e ait Tek Devlet tüm bunları kaldırır… Seni tek tip bir hayata mahkum eder. Ne yiyeceğine ne giyeceğine karar verir. Dışarıda ne kadar kalacağına, kiminle ilişki kuracağına, ne zaman yatıp ne zaman kalacağına karar verir! Tek Devlet seni sen olmaktan alıp, Sen olmayan bir makineye dönüştürür. Özünde ki Ruhu parçalar ve seni düşünemeyen bir varlık adında ki yokluğa dönüştürür…!

1920’lerde yazılmış bir kitaba göre oldukça yüksek seviyede ironi ve bilimkurgu içeriyor. Düşünemeyen toplumu himayesine almış bir devleti temsilen anlatılan hikaye günümüzde hala geçerliliğini koruyor. Yapılan bir çok filme alt yapı sağladığını söylersem yanlış bir tespit yapmış olmam. Tam olarak nokta atışı bir tespit olur. Bu kitabın ardından bir çok distopik eser çıkmıştır. Hatta yazarları, örnek olarak BİZ’i göstermiştir. Bunların en başından Ursula Le Guin ve George Orwell var. BİZ yüksek seviye de önemli bir eserdir.

Şimdi gelelim konunun işleniş, anlatılış ve hissediliş şekline. Öncelikle şunu söyleyeyim, uzun cümlelerde kaybolacak çok okur var ve sıkılma ihtimimalleri yüksek. Çünkü adı üzerinde türü distopya. Hayalinizin ve düşünce yapınızın oldukça geniş olması gerekmektedir. Karakterlerin adları, bir çok bilimkurgu filminden aşina olduğumuz şekilde kısaltmalar ve rakamlardan oluşmaktadır.

Yaptığımız her şeyin yasak ve kontrol altında olduğunu, kendi irademiz ile yapamadığımızı hayal edin. Ne hissederdiniz? Okurken bile canınız sıkıldı biliyorum. Bazı arkadaşlar daha iyi diyecek olmasın, insan zincir altında yaşayacak olursa çıldırır, delirir.. İnsanın ruhu bilinç ile yaşam bulur. Özgürlük insanlığın en temel ihtiyacı ve ruhunun gıdasıdır.

İncelemnin başında da dediğim gibi kitabı ikiye ayırdım demiştim. İlki kitabın konusu yani kendi ana teması, bir de Zamyatin’in son sözü…

Açıkcası kitabı beğendiniz ya da beğnmedniz.. Bir şekilde sonuna geldiğinizde sizi harikulade bir anlatımla, son bir gerçeklik süslüyor. Ve o on sayfa size ilaç gibi geliyor. Eğer kitabı yarım bırakmaya yani yüzüstü bırakmaya eğiliminiz varsa hemen bu son söz kısmını okuyun. En azından ana fikrin ve yazarın kendi dilimiz ve dünyamızdan, kendi ruhsal bilginliğinden yararlandırdığı bir sahneye kavuşmuş olursunuz. Açıkcası kitabın beni en çok sarsan ve kendisine hayran bırakan kısmı bu. Çünkü 2018 Yılındayız ve bir çok film / dizi izliyoruz. Artık bu düşünce yapıları 1920’lere ait bu kitaptan alınıp, çoktan yenilip içilmiş ve haliyle suyu sıkılmıştır. Bu son söz, Zamyatin'in bize sunduğu sarsıcı bir finaldir.

İncelememi toparlayayım.. Yine uzunca yazdım sanırım.. Bu kadar okuduysanız öncelikle teşekkür ediyorum.

HÜR doğduk, HÜR yaşayamadığımız dönemlerimiz oluyor, olacaktır. İnsanı kontrol eden Devletler, insanı özgürlük adı altında, tam tersi tutsak yaşatmaktadır. Aslına bakarsanız, özgürlük dediğimiz şey ilk insanların tattığı duygu ve yaşam şeklidir. Özgürlük budur. Bizim özgürlüğümüz ise, okuduğumuz kitaplar, gezdiğimiz sokaklar, giydiğimiz marka giysiler, taktığımız saatler/gözlükler, yaptığımız saçlar, bindiğimiz arabalar, yaşadığımız evler, zamanı geberttiğimiz avm'ler… Bizim özgürlüğümüz bu ve benzeri türevlerin çeşitleridir. Ama ilk insanların özgürlüğü gerçek özgürlüktür.

Biz Tutsak özgürleriz.. Bunu unutmayalım. Bu özgürlük, kitabın ana temasına baktığımızda toz pembe bir güzelliktedir. Kendi kontrolümüzün dışında yaşayacağımız bir dünya, BİZİ, BİZ olmaktan çıkarır…

İnsan, ona dayatılanı bilmeli, anlamalı, düşünmeli, fikir beyan edebilmeli, her şeye evet veya hayır yerine böyle olsa, şöyle olsa diyebilmelidir. İnsan düşünür… Düşünen insan üretir.. Üreten insan gelişir.. Gelişen insan neye ihtiyacı olduğunu bilir.. Bilinçli insan gerçek toplumu oluşturur.

Dayatılan değil, düşünebilen insanlar olun.. Sorgulayın, İtaat etmeyin.!!

BİZ olmak istiyorsak, Tutsak bir yaşam sürmeyin…!

İnanmayın yalanlara, kafanızın içindeki organı kullanın! ve üstelik, BEDAVA...!

Kesinlikle okuyun ve düşünün.. Herkese İyi okumalar dilerim…..!
408 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Arkadaşlar, bu kitabı okurken kesinlikle mitolojiye hakim olmak gerekiyor.Araştırmak gerekiyor.
Okuduğum en güzel mitolojik, fantastik kitaplardan biriydi. Mitolojiyle o kadar güzel kurgu yaratılmış ki kesinlikle heyecan içinde okuyorsunuz. Kirke güneşin kızı olmasına rağmen hiç sevilmeyen bir cadıdır.
Aşkından dolayı bir büyü yapar ve Zeus tarafından sürgün edilerek bir adaya bırakılır. Kirke'nin bahtsız serüveni başlar.
Bunun yanında Zeus, Odysseus, Minotauros, Athena gibi bir çok mitolojik karakterleri de tanıma fırsatınız oluyor.
Tanrıça da olsa ölümlü de olsa kadın kadındır. Kadınların yaşadıkları, çektikleri yaşamak zorunda bırakıldıkları, her daim 2. sınıf muameleye maruz kalmaları ve acıları hep ortak. Kitabın kesinlikle bu aktarımını çok sevdim. Eğer mitolojiyle ilgili az bilgileriniz varsa anlamakta zorlanabilirsiniz. Ben, Antik Yunan mitolojisinde biraz bilgi sahibi olduğum için severek okudum. Kesinlikle bu kitabı okuyun derim.
298 syf.
·15 günde·9/10 puan
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 24. kitap oldu. Alfred Bester’in daha önce de Yıkıma Giden Adam kitabını okumuş ve çok beğenmiştim. Kaplan! Kaplan! isimli bu kitabında da beni etkilemeyi başardı. Açıkçası Alfred Bester’in her iki kitabı da okuyan okurlar, bu kitabı Yıkıma Giden Adam’dan daha iyi bulduklarını söylüyorlar. Bende öyle olmadı. Belki de Yıkıma Giden Adam’daki “suç” kavramının işleniş şekli benim fazlasıyla hoşuma gittiği için daha çok etkilenmiş olabilirim. Ayrıca bakmayın siz okumamın günlerce sürmüş olduğuna. Aslında o kadar zorlayan bir kitap değil. Benimki tamamen yaz rehavetiydi... Gelelim kitabın içeriğine.

Işınlanma, insanoğlunun son zamanlarda sıkça üzerine düşündüğü, teknolojinin son yıllardaki gelişimiyle artık A noktasından B noktasına zaman kaybetmeksizin ulaşmak istediği bir yoldur. Bilimsel tanımıyla, bir maddenin bulunduğu ortamdan bir anda başka bir ortama aynı şekilde, bozulmaya mahal vermeksizin taşınmasıdır. Gerçekten de hayatımızı oldukça kolaylaştıracağını düşünüyoruz ışınlanmanın; ama bilmemiz gerekir ki böyle bir gelişme aynı zamanda riskleri ve birçok zorluğu da beraberinde getirecektir.

Bilimsel tanımıyla ışınlanma eylemi, bu kitapta Jauntlama adıyla derinlemesine incelenmiş. Kitabın konusu ışınlanma değil tabii; ama başlardaki bu konuya değiniş özellikle hoşuma gittiği için belirtmek istedim. Işınlanmaya ve olumlu-olumsuz sonuçlarına meraklı okurların okumak isteyeceği bir bilimkurgu eseri.

Kitabın konusuna gelirsek, 24. yüzyılda insanoğlunun artık dünya dışındaki gezegenlere yerleşmeye başladığı bir dönemde uzaydaki astroid kuşağında kendi halinde takılan bir gemi enkazında başlıyor Gully Foyle’un öyküsü. Gully Foyle dünyanın en büyük şirketlerinden birisi olan Presteign şirketine bağlı Göçebe adlı uzay gemisinin saldırıya uğramasından sonra enkazından kalan tek astronottur. Yaklaşık 6 ay boyunca uzay boşluğunda yalnız başına yaşam mücadelesi verir. Her gün umutlansa da aslında ölümü bekler. Uzayda karamsar bir şekilde beklediği günlerden birinde bir uzay gemisinin kendisine doğru hızla yaklaşmakta olduğunun fark eder. Bu uzay gemisi Vorga–T1339 isimli bir gemidir. Gully Foyle, tam kurtuldum derken Vorga kayıtsız bir şekilde yanında geçip gider. Böyle bir durumla karşılaşan Foyle ise kendi kendine intikam yemini eder ve soluk soluğa bir intikam öyküsü böylece başlamış olur. Bu noktadan sonra bilgi vermek kitabın içeriğiyle ilgili olacağı için bu kadar bilgi yeterli diye düşünüyorum.

Akıcı ve hiçbir gereksiz ayrıntıya yer vermeyen bu kitabı bilimkurguya başlamak isteyen okurlara özellikle tavsiye ediyorum. Şahsen yazın çok fazla yazılanları okuma hevesim olmadığı için sizleri de fazla yormadan bu incelemeyi sonlandırıyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Alican Saygı Ortanca
Unvan:
Bilimkurgu Klasikleri, Karanlık Kitaplık ve İthaki Modern Dizi Editörü.

Yazar istatistikleri

  • 10 okur beğendi.
  • 25bin okur okudu.
  • 1.437 okur okuyor.
  • 18,9bin okur okuyacak.
  • 661 okur yarım bıraktı.