Onları izleyen Deniz kendi kendine düşündü: 'Böyle bir oyun kimin aklına, hangi durumdayken gelmiş olabilir? Hadi bir şeyi birisi saklasın, ötekiler de bulmaya çalışsın; buraya kadar tamam. Ama yaklaştığında sıcak, uzaklaştığında soğuk denmesi niye?'
Yakınlık, sıcaklık demekti. Bunlar birbirini çağrıştırıyordu. Soğukluk mesafeydi. İnsan birine sarıldığında sıcaklığını hissederdi, yalnız kalınca üşürdü. Soğuğun tarifi olumsuzdu hep, sıcağınki olumlu. Güzel olan sıcaktı, insana nahoş gelen ise soğuk.
F harfi sertti mesela, oturaklıydı. F harfi ağır olduğu için mi, fedakârlık kelimesinin anlamı böyle kocaman geliyordu insana? Arkadaşlığı anlamlı kılan, ağırlaştıran sonundaki 's' sesi miydi; yoksa 'k' sesinin verdiği kararlılık mı ona başka bir değer katıyordu?..
Sinestezi durumu yaşayan bir insan kedinin çok 'pembe miyavladığını söyleyebilir veya sarı rengin çok ekşi bir tadı olduğunu. Bunları söylerken gerçekten yaşadığı bir şeyden bahsediyordur, hayal filan değildir.