Bir zamanlar insanlar bana Streetlight'ı benzetirdi. Belki de haklıydılar. Çünkü o şarkı, dışarıdan güçlü görünmeye çalışırken içten içe yorulan, herkese ışık olmaya çabalarken kendi karanlığında kaybolan birini anlatıyordu. Uzun süre başkalarının yükünü taşımaya çalıştım, kendi yüklerimi ise sessizce omuzladım. Ama bugün o şarkıyı dinlediğimde kendimi tamamen orada görmüyorum. Çünkü artık karanlığın içinde kaybolmak yerine çıkış yolunu arıyorum. Yaralarımı saklamak yerine onları iyileştirmeye çalışıyorum. Hâlâ yorgun olduğum günler oluyor, hâlâ içimde sessiz savaşlar veriyorum; fakat artık sadece başkalarına ışık olmak için değil, kendi yolumu da aydınlatmak için yürüyorum. Streetlight geçmişimdeki bir aynaysa, bugün o aynaya bakıp ne kadar yol geldiğimi görüyorum. Çünkü bazen iyileşmek, karanlığın hiç var olmaması değil; ona rağmen ışığa doğru yürümeye devam etmektir.
Bazen insan, kaybettiğini sandığı şeyin ardından üzülür; oysa bilmez ki Allah onu bir kayıptan değil, bir imtihandan, bir yaradan veya bir yanlış yoldan uzaklaştırmıştır. Her kapanan kapının ardında bir hikmet, her ayrılığın içinde bir rahmet vardır. Bu yüzden Rabbinin seni uzaklaştırdığı şeylere özlemle dönme. Çünkü Allah'ın çıkardığı yerden geri dönmek, bazen kalbinin yeniden incinmesine razı olmak demektir. Tevekkül et; zira Allah'ın senden aldığı hiçbir şey, sana vereceği hayırdan daha kıymetli değildir.
İblis bir zamanlar iyi bir cindi.
Sonra şeytan oldu.
Hz. Ömer ibn el-Hattab eskiden içki içen biriydi, sonra
İslam'ın halifesi oldu.
Asla geçmişe bakıp yargılama.
Allah bir kalbi değiştirebiliyorsa,
biz kimiz ki yargılayalım...
Ağlamak sadece üzülünce yapılan bir şey değildir, yüzbaşı. İnsan mutluluktan da ağlayabilir. Yani... İçimdeki aşkın yüreğime sığmayıp gözlerimden dışarı taşması suç mu?