Serhat

Ama şunu unutma: Başkalarıyla olan ilişkilerde ineinmernek aslında imkansızdır. Kişiler arası ilişkiler kurduğunda, büyük veya küçük çapta in­cinirsin ve sen de birini incitirsin. Adler, "Kişinin sorunların­dan kurtulmak için yapabileceği tek şey, evrende tek başına yaşamasıdır," der. Ama insan böyle bir şey yapamaz.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
FiLOZOF: Bazı ufak güçlükler ve kısıtlamalar olduğu halde, muhtemelen şu anda sahip olduğun yaşam tarzının en pratik olduğunu ve her şeyi olduğu gibi bırakmanın daha kolay oldu­ğunu düşünüyorsun. Bu şekilde kalırsan, yaşadığın deneyim­ler, olaylar meydana geldikçe onlara düzgün bir şekilde yanıt vermeni sağlar; bir yandan da kişinin eylemlerinin sonuçlarını tahmin edersin. Bunun eski aile arabanızı kullanmak gibi bir şey olduğunu söyleyebiliriz. Biraz sarsıntılı olabilir ama insan bunu göz önüne aldıktan sonra rahatlıkla manevra yapabilir. Öte yandan, bir kişi yeni bir yaşam tarzı seçecek olursa, kimse o yeni benliğe neler olabileceğini ya da meydana gelen olay­larla nasıl başa çıkacağını bilemez. Geleceği görmek zorla­ şır ve hayat endişeyle dolar. Gelecekte kişiyi bekleyen daha acı ve mutsuz bir hayat olabilir. Basitçe söylemek gerekirse, insanlar etraflarındaki şeyler hakkında yakınıp dururlar ama olduğun gibi kalmak daha kolay ve güvenlidir. GENÇ: Yani, insan değişrnek ister ama değişrnek korkutucu­dur, öyle mi? FiLOZOF: Yaşam tarzlanmızı değiştirmeye çalıştığımızda, cesaretimizi sınanz. Değişim endişe yaratır, değişmemekse hayal kırıklığı. İkincisini seçtiğinden eminim. GENÇ: Bir dakika, az önce 'cesaret' sözcüğünü kullandınız. FiLOZOF: Evet. Adler psikolojisi, bir cesaret psikolojisidir. Mutsuzluğunu geçmişine ya da çevrene yıkamazsın. Becere­ meyeceğinden değil. Sadece yeterli cesarete sahip değilsin. Mutlu olma cesaretine sahip olmadığın söylenebilir.
FiLOZOF: Bu, doğru değil. Yaşam tarzın doğuştan var olan bir şey değil de senin seçtiğin bir şeyse, o halde bunu tekrar seçmek mümkün olmalı. GENÇ: Şimdi de bunu baştan seçebileceğimi mi söylüyorsu­nuz? FiLOZOF: Belki de şu ana dek yaşam tarzının ve yaşam tar­zı kavramının farkına varmamışsındır. Elbette kimse dünya­ya gelişini kendisi seçemez. Bu ülkede, bu çağda ve bu ebe­veynlerle dünyaya gelmiş olmak, seçmiş olduğun şeyler değil. Tüm bunlann çok büyük bir etkisi var. Muhtemelen, hayal kırıklığıyla karşılaşıp insanlara bakmaya başlayacak ve Keş­ ke onların şartlarına sahip olarak dünyaya gelmiş olsaydım, diye düşüneceksin. Ama bu konunun orada sona ermesine izin veremezsin. Mesele geçmişte değil, burada ve şimdiki zaman­da. Artık yaşam tarzı diye bir şey olduğunu öğrendin. Ama bu noktadan sonra onunla ne yapacağın senin sorumluluğun. İster şu ana dek sahip olduğun yaşam tarzını seç, ister yepyeni bir yaşam tarzını. Bu tamamen sana bağlı.
Odamı dolduran bütün bu kitapları yakmak... Bu resimleri, bu levhaları ayaklarımın altına alıp ezmek. Neye yarar? Hepsi benim içime girdiler. Bende, silinmez, kaçınılmaz, yıkanıp temizlenmez izlerini bıraktılar. Benim iç duvarlarım, bütün bu yabancı nakışlar, çizgiler, işaretler, renkler ve hiyerogliflerle doludur. Dış cephem değişmiş neye yarar? Ben, asıl ben, bu toprağın malı olmayan ve hepsi dışarıdan gelen maddeler ve unsurlarla yoğrula yoğrula adeta sınai, adeta kimyevi bir şey halini almışım.
Ben, el ayak çekildikten sonra odamın kapısını sürmeleyip kitaplarımla başbaşa kalmak saatini dört gözle beklerim. Çünkü, bu ömrümün bütün hazin sergüzeştini ve yaşadığım anın ağır sıkıntısını unuttuğum tek saattir. O vakit, bu çıplak ve yalçın oda, gerçek dünyadan daha geniş, daha ferahlı bir alemin munis, sevimli ve her biri sihir ve füsunla yoğrulmuş mahlukları ile dolmağa başlar.