Serhat

Serhat
@gnydnserhat
9/10
·148 syf.·
2025 46. kitabı
Kopmak; birinin sendeki var oluşunun sona ermesi. Ya da insanın, kendindeki var oluşunun yaşadıklarıyla başka bir şeye dönüşüp önceki var oluşunun bitmesi. Sancılarla, acılarla geçen yoğun bir süreç. Bedendeki tezahürü ise hüzünlü bir bakışın yüze yerleşmesi belki. Belki de gerçekten görebilenler için, gözlerin arkasında aşağıya süzülmeyi bekleyen yaşlar. Ya da başka bir sürü “belki”… Gitmek; hayatının en önemli öznelerinden birinin, daha beraber atılacak binlerce adım varken öylece elini bırakması. Ya da bırakmak zorunda kalması. Birlikte yapılmak istenen her şeyin, birinin gitmesiyle bir daha yapılmak istenmemesi. Yaşananın dönüşü olmayan bir gidiş olduğunu bir türlü kabullenememek. Kabullenenlere kızmak. Unutmak; anıların ya da seslerin zihinden yavaş yavaş kaybolmaya başlaması. Hep berrak kalmasını umduğun en önemli zihin kayıtlarının eskide kalmış bir şeylere dönüşmesi. Yaşanmasa da olurdu türünden yeni anıların, öncekileri pervasızca derinliklere itmesi. Eksilmek; beraberken iki olduğumuz dünyada, tek başına kalınca bir bile olamamak. Yaşam akmaya devam ederken saniyelerin manasının azalması. Birinin gidişiyle hayattan değil, kendinden eksilmek. Aynaya baktığında tam ama tamamlanmamış görünmek. Kaybolmak; sokak sokak ezberlediğin yolların sana yabancılaşması. Evini ararken çekinmeden adres soracağın insanlardan birinin bir daha cevap veremeyecek olması. Başkasına sormanın ise büsbütün tedirgin hissettireceği gerçeğine hapsolmak. Algılayamamak; gerçek çok saçma geldiği için olan biteni bir türlü tam anlamıyla kavrayamamak. Anlayamadığın için her aklına geldiğinde yaşanıp yaşanmadığını sorgulamak. Yaşandığına hükmettiğinde ise en baştan tekrar tekrar acı çekmek. Yorulmak; bedenen değil, ruhen dinlenmeye ihtiyaç duymak. Önce hissettiklerinden, sonra da
Kopuş(lar)Claire Marin · İnka Kitap · 2024144 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Sonsuzda Yankılanmasını İstediğim Cümleler
10/10
·710 syf.·
2025 39. kitabı
Güneşle aramızda sanki binlerce kilometre yokmuşçasına yakın bir temas kurduğumuzu hissettiğimiz, sıcağın şiddetini uzuvlarımızın her zerresinde duyabildiğimiz bugünlerden selamlar. Yazarın Kalbimdeki Monarşi dışındaki tüm romanlarını okumuş bulunuyorum şu an itibarıyla. Onu da okuduğumda mutlaka "son dakika" haberi olarak paylaşırım. Bir gün, inşallah diyelim. Birkaç ay önce yazara sosyal medya üzerinden bir mesaj atmıştım. Hem kitaplarımı imzalatmak hem de beni Şair kitabındaki Zeyd karakteriyle tanıştırdığı için teşekkür etmek istediğimi belirtmiştim. “İstanbul’da hiç programınız olacak mı?” diye de sormuştum. Sağ olsun, cevap verdi ve şu sıralar böyle bir programı olmadığını söyledi. Eğer o sırada Enba’yı da okumuş olsaydım, onun için de ayrıca teşekkür ederdim. Çünkü Enba karakterini gerçekten çok sevdim. Kişilik özellikleri, sağlam duruşu, sarsılmaz yapısı ve ince zekası beni oldukça etkiledi. Bazı okurlar, kitap incelemelerinde yazarın bu romanı "can sıkıntısından" yazdığını ifade etmiş. Her böyle yorum gördüğümde, “Keşke benim de canım böyle sıkılsa,” diye içimden geçirdim. İnsan sormadan edemiyor: Kaç şiddetinde bir can sıkıntısı birine böyle bir eser yazdırabilir? Bu seviyeye ulaşmak için ne tür bir ruh hali gerekir? Cevabını gerçekten merak ediyorum. Belki bir gün tanışırsak, "Özel değilse, ne tür bir sıkıntıydı?" diye sormayı düşünüyorum :D Enba kitabını okumadan önce sadece Şair veya Ahrar’ı okumuş olanlar, bu kitapta bahsedilen gezegenler, uzay gemileri ya da yapay zeka araçları karşısında şaşırabilir. Ancak Var Olan isimli felsefe kitabını okuyanlar bilir ki yazarın bilgi birikimi yalnızca edebiyatla sınırlı değildir. Bilimsel anlamda da oldukça araştırmacı bir yönü var. Kitaplarında, gökbilim, evrenin oluşumu gibi konulara duyduğu merak kendini
EnbaRafet Elçi · Litera Yayınları · 202237 okunma
Kazanova Murat daha çok okunsun diye amme hizmeti
9/10
·427 syf.·
2025 33. kitabı
Rafet Elçi, şu anda tüm kitaplarını okumaya yaklaştığım yazarlardan biri. Sayısal olarak düşündüğümde, büyük yazarlar içinde %100 oranla tüm eserlerini okuduğum tek kişi sanırım Oğuz Atay. Rafet Bey’in benim için ne kadar önemli olduğunu sadece bu oran bile anlatmaya değer bir nokta içerir diye düşünüyorum. Rafet Elçi'nin kitaplarını arka arkaya okudum, hatta su gibi içtim diyebilirim. Ama bu sadece kitapların iyi olmasıyla açıklanamaz; ben aynı zamanda edebi anlamda “susamıştım”. Bir sıralama yapmam gerekirse, “Şair” kitabı çoğu kişi için birinci sırada yer alır elbette. Fakat okunma sırasına göre düşündüğümde, bence “Şair” en son okunması gereken Rafet Elçi kitabı. Su benzetmesini sürdürerek açıklayayım: Önce az biraz susamışlığın etkisiyle “Kanayan Kafesler” okunabilir. Zaten yazar bu kitabı 2004 yılında, henüz 25 yaşındayken kaleme almış. Sonrasında “Ruhlar Pipo İçmez” ya da “Platon’un Aşkı”, ardından belki “Ahrar” veya henüz okumadığım “Enba” okunabilir. Hepsi bittikten sonra, büyük bir susuzlukla “Şair”e başlamak... Bu sırayla ilerlenirse, hem süreç içinde hem sürecin sonunda alınan edebi hazzın doruklarından bize hitap edecek birileri mutlaka çıkacaktır. Bu konuda inancım tam. Ancak bir de not düşeyim buraya: Kitapları yazıldıkları yıla göre değil de aldığım edebi zevke göre sıraladım burada.. “Kanayan Kafesler” 2004 yılında yayımlandı. Yazar henüz 25 yaşında olmasına rağmen böyle bir roman ortaya koymuş. Kurgu ve olay akışı açısından beni çok derinden etkilediğini söyleyemem; fakat anlatım gücüne yine hayran kaldım. 25 yaşındaki bir yazar, 17 yaşındaki bir çocuğun bakış açısından, ama en az 40 yaşın olgunluğuyla bir roman kaleme almış. Yazının başından beri sayılarla hitap ediyorum; çünkü genç yaşında ortaya koyduklarından etkilendiğim için buna ihtiyaç
Kanayan KafeslerRafet Elçi · Fanus Yayınları · 201353 okunma
Rüya nerede bitiyor gerçek nerede başlıyor hiç anlamıyorum
10/10
·118 syf.·
2025 28. kitabı
Oyunlarla Yaşayanlar’ın meşhur cümlelerini biraz değiştirerek başlık yaptım. Atay, cümlelerini hayatla oyun arasındaki sınırların bulanıklaşması bağlamında kullanıyordu; “Anlamıyorum. Oyun nerede bitiyor, hayat nerede başlıyor, hiç anlamıyorum. Hayat nerede bitiyor, ölüm nerede başlıyor?” dediğinde. Rafet Elçi’nin bu kitabını okurken de aklıma rüya bağlamında alıntıladığım cümleler gelip durdu. Oradaki oyunla hayatın iç içe geçmişliği gibi burada da rüya ile gerçeğin iç içe geçişini okuyoruz. Yazar, çok farklı bir şey denemiş; ülkemizde çok denenmemiş bir kurgu işleyişi sunmuş bize. İnception filmi gibi de hissettiriyor zaten eserimiz. Kitap bittiğinde, halının desenleriyle aramızda çabuk sarsılmaz bir bağ oluştu. Kurgudaki karakterlerin yaşadıklarını ve olay akışındaki yerlerini halı üzerindeki desenleri zihnimde kaldırıp oraya işlemeye çalıştım biraz. :D Ne kadar başarılı olup finali yüzde yüz anlayıp anlamadığımı hâlâ sorguluyorum; ancak bunu yapmak bile oldukça zevk veriyor diyebilirim. Yazarın Şair isimli kitabına çok değer verip, insanlara da reklamını yaptığımı sağır sultanın dahi duyduğunu söylüyorlar. O kitabın içeriğiyle birlikte üslup güzelliği de bunu yapmak noktasında beni zorlayan etkenlerden biridir. Necip Fazıl’ın tiyatro eserlerinden aldığım tat sebebiyle de zaman zaman bunu yapmışımdır eserlerine. Mai ve Siyah’ı da bu nedenle çok beğenirim. Tutunamayanlar da hakeza öyle hissettiriyor. Üslup güzelliği, benim kitabı sevmemin başlıca sebeplerindendir yani. Yavan bir dille muhteşem kurgular da okuduğum oluyor ama yukarıdakiler gibi etkilemiyor asla. Cümleleri tekrar tekrar okumadan, hızla sayfaları çeviriyorsam, film izlemiş gibi hissediyorum. Kitap okuduğumu sanıyordum, ben oysaki… Bu kitaba tekrar dönecek olursam, yukarıdaki eserler kadar harikulade
Ruhlar Pipo İçmezRafet Elçi · Fanus Yayınları · 201384 okunma
Geri İstiyorum Kardeşim..
9/10
·320 syf.·
2025 26. kitabı
Ne yaz ne kış; en güzeli ilkbahar. Bu düşünceyi zihnimde yavaş yavaş oturtmaya başladığım, hafif soğuk ama güneşli, güzel günlerin sevinciyle dolup taşmaktayım. Beni böyle güzel havalar mahvetmez, aksine coşkumu artırır. Artık böyle düşünüyorum ve bu düşünce sayesinde de böyle hissetmeye başladım. Her şey bu kadar güzelken, uzun zamandır merak ettiğim ve okurken moralimi biraz bozacağını bildiğim o kitabı okumak için doğru zamanın geldiğini düşündüm. Malum, "Her nasip vaktine esirdir." derler ya; bence her kitap da vaktine esir olmaktan kurtulamaz. Ben de doğru zamanda, doğru kitaptaydım bu sefer... Kitabı elimde gören birçok kişiyle içeriği üzerine sohbetler ettik. Başında, ortasında veya sonunda fark etmeksizin, okuduklarım insanların dikkatini çekmeye yetti. Başlarda daha çok, yazarın kişisel deneyimini okuyup bunun üzerine konuşuyorduk. Kitabın ortalarına ve sonuna geldiğimdeyse, anlatılanların aslında çok daha küresel bir sorun olduğunu fark edip bunu insanlarla da paylaşmaya başladım. Herkes bu sorunun farkında gibi görünüyordu, ama sonra düşündüm ki farkında olmak, doğru bir pozisyon aldığımız anlamına gelmiyor. Kapak fotoğrafı, kitap ismi ve önsözü bile içerikle ilgili çok şey veriyor insana. Ancak sorunun ciddiyetini tam anlamak için yalnızca okumak yetmiyor; bu kitap, özümsemeyi gerektirenlerden. Okumak, özümsemenin ön koşulu elbette; ama okurken bile dikkatimin sürekli dağıldığını fark ettim. Kitabı tekrar okusam, ilk okuduğumdan çok daha fazla cümleyi işaretlerim diye düşünüyorum. Bu süreçte; telefon bildirimleri, dış sesler, alakasız düşünceler, okul işleri... Hepsi en az kitap kadar dikkatimi celbetti. Bazen özellikle sesin yüksek olduğu ortamlarda okumayı denedim; bazen de çevremde pek az dikkat dağıtıcı varken. Elbette ikincisi çok daha verimliydi,
Çalınan DikkatJohann Hari · Metis Yayınları · 20245,3bin okunma