Rafet Elçi, şu anda tüm kitaplarını okumaya yaklaştığım yazarlardan biri. Sayısal olarak düşündüğümde, büyük yazarlar içinde %100 oranla tüm eserlerini okuduğum tek kişi sanırım Oğuz Atay. Rafet Bey’in benim için ne kadar önemli olduğunu sadece bu oran bile anlatmaya değer bir nokta içerir diye düşünüyorum.
Rafet Elçi'nin kitaplarını arka arkaya okudum, hatta su gibi içtim diyebilirim. Ama bu sadece kitapların iyi olmasıyla açıklanamaz; ben aynı zamanda edebi anlamda “susamıştım”. Bir sıralama yapmam gerekirse, “Şair” kitabı çoğu kişi için birinci sırada yer alır elbette. Fakat okunma sırasına göre düşündüğümde, bence “Şair” en son okunması gereken Rafet Elçi kitabı. Su benzetmesini sürdürerek açıklayayım: Önce az biraz susamışlığın etkisiyle “Kanayan Kafesler” okunabilir. Zaten yazar bu kitabı 2004 yılında, henüz 25 yaşındayken kaleme almış. Sonrasında “Ruhlar Pipo İçmez” ya da “Platon’un Aşkı”, ardından belki “Ahrar” veya henüz okumadığım “Enba” okunabilir. Hepsi bittikten sonra, büyük bir susuzlukla “Şair”e başlamak... Bu sırayla ilerlenirse, hem süreç içinde hem sürecin sonunda alınan edebi hazzın doruklarından bize hitap edecek birileri mutlaka çıkacaktır. Bu konuda inancım tam. Ancak bir de not düşeyim buraya: Kitapları yazıldıkları yıla göre değil de aldığım edebi zevke göre sıraladım burada..
“Kanayan Kafesler” 2004 yılında yayımlandı. Yazar henüz 25 yaşında olmasına rağmen böyle bir roman ortaya koymuş. Kurgu ve olay akışı açısından beni çok derinden etkilediğini söyleyemem; fakat anlatım gücüne yine hayran kaldım. 25 yaşındaki bir yazar, 17 yaşındaki bir çocuğun bakış açısından, ama en az 40 yaşın olgunluğuyla bir roman kaleme almış. Yazının başından beri sayılarla hitap ediyorum; çünkü genç yaşında ortaya koyduklarından etkilendiğim için buna ihtiyaç