Bundan yıllar önce idi; bizzat tanımadığım bir kişi, sosyal medya üzerinden bana bir mesaj atmış ve Rafet Elçi’nin Şair romanından söz etmişti. Bir hocası tarafından üniversitede okutulduğunu falan yazmıştı. O günden beri aklımda olan bir kitaptı Şair.
Aradan yıllar geçti ve roman okumaları yaptığım bir dönemde aldım kitabı. Kısa bir araştırmanın ardından yüksek puanlar aldığını ve beğenildiğini de fark ettim. “Yüzyılın Romanı” olduğunu iddia edenler de vardı; Amin Maalouf’un Semerkand’ına karşı “doğunun cevabı” diyenler de…
Peki, sahiden öyle miymiş?
Yüzyılın romanı olup olmadığı genel bir konudur lakin çok başarılı bir roman olduğunu söylemem lazım. Semerkand’ın Doğulu cevabı mıdır derseniz de, neden olmasın diyebilirim.
Bir romana, kitaba, filme başlarken onunla ilgili söylenen şeyler beklenti oluşturabiliyor. Şayet eserle ilgili söylenenler, gerçekliğin üstündeyse beğeni seviyeniz düşebilir. Şair için böyle bir şey diyemem. Duyup, okuduğum övgülere layık bir romandı.
Ortalama bir kitap okuru için en büyük handikapı, hacmi olabilir. Çünkü 544 sayfalık bir eser. Ancak sıkı ve düzenli okurlar iyi bilirler ki, bir kitabın hacmi bir yere kadar önemlidir. Şair de hacmine rağmen kendini okutabilen bir roman. Öyle ki, sekiz-dokuz günlük bir okuma süresi biçmeme rağmen beş gün içinde bitti.
Şair, Hz. Peygamber döneminde geçiyor. O’nun peygamberliğini ilan ettiği dönemler olduğuna ve Bedir ile Huneyn Savaşları arasını kapsadığına göre demek ki, 610-620 dönemi… Arapçanın en büyük ve genç iki şairi Zeyd ile Tuleyle’nin, o coğrafyanın en güzel kızı Sara için girdikleri bir şiir yarışması var. Fazla ipucu vermek istemiyorum. Sonrasında, Arabistan çöllerinden İran Dağları’na, Türkistan bozkırlarından, Kafkas illerine uzanan muazzam bir, hatta birkaç hikâye…
Rafet Elçi,