Platon’un Aşkı’ını okurken insanın zihninde hep şu soru yankılanıyor: Hakikati aramak, insanı ve insana dâir duyguları dışarıda bırakmayı zorunlu kılar mı? Rafet Elçi bu yankıyı gölgelemeden, Platon’u bir filozoftan ziyade bir arayış insanı olarak kurgulamış. Arayan ama bulan...
Metin, felsefeyi bilgi aktarımından çok hakikatin bir müdafası olarak öne çıkarıyor. Bu yönüyle roman; aşkı çevreleyen, hakikati bu çemberin içine alan, en nihayetinde ahlakla zirveye taşıyan fisebilillah bir çalışmaya dönüşüyor.
Romanda Platon’un idealar âlemine yani yücelere karşı olan duruşuna rağmen, daha aşağılardan yeryüzünden konuşan bir ses var: Filozof Kraliçe Harmonia. Platon aşkın kendisine âşıkken, Harmonia bir insana yani Platon'a âşık. Aradaki fark küçük değil. Tasavvufî bir gözle bakıldığında Platon’un yolculuğu, mecazdan hakikate yürüyüşü çağrıştırıyor; dünyevî aşkı terk edip “gerçek aşk”a yönelişi. Harmonia’nın “Âşık olmak için bedel ödemem gerekiyorsa ve o bedel sensen, ben aşkı değil seni istiyorum” sözü ise , bir insanla bir hakikat elçisi arasındaki sûfli farkı, ”Platonik aşk" nedir ne değildir sorusuna da cevap vererek ortaya koyuyor.
Bu iki insan arasındaki en büyük engel, Platon’un ideaları ve kurmak istediği “İdeal Devlet.” İdeal uğruna insanı ve ona ait duyguları rehabilite etmek yerine daha kesin bir adımla ortadan kaldırmak, bugün kulağa sert gelse de, çağımızda yaşanan kırılmalar karşısında bu düşüncenin rahatsız edici bir yüceliği de yok değil?
Sonuç olarak, Platon’un Aşkı, felsefeyi akademik bir yük olmaktan çıkarıp roman formu içinde okura sunan gayet iddialı bir eser. Roman, her biri kendi içinde alt başlıklara ayrılan dört ana bölümden oluşuyor. Yaklaşık doksan yedi temel felsefe kaynağından beslenen metin, bu geniş literatürü doğrudan aktarmak yerine