Serhat

Bazen öğütleri dinleyen kişiye yakaza (uyanıklık) hâli arız olur, zikir meclisinden ayrılınca kasvet ve gaflet hâli geri döner. Bu nun sebebini iyice düşündüm ve anladım. Sonra insanların bu hususta farklı farklı olduklarını gördüm. Genel olarak kalp, öğüdü dinlerken ve dinledikten sonra aynı uyanıklığı koruyamamakta. Bunun da iki sebebi vardır: Birincisi, öğütler kamçı gibidir. Kamçı ise vurulduktan sonra acı vermez. Kamçının acısı vurulduğu anda kendini hissettirir. İkincisi, öğüdü dinleyen insan, kendini ondan etkilenmekten alıkoyacak meşguliyetlerden uzaktır, bedeniyle ve fikriyle dünyaya ait şeyleri terk etmiş ve kalbiyle söylenenlere kulak vermiştir. Meşguliyetlerine geri döndüğünde, bunlar yeniden gelip aklını başından alırlar. Bu durumda kişi nasıl önceki hâline dönebilir? Bu herkes için geçerli bir durumdur. Ancak uyanık kimseler, verilen öğüdün etkisinin devamı hususunda diğerlerinden ayrılırlar.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İbnü'l-Cevzi'nin mukaddimesinden
Kaç kez aklıma bir şey gelmişken onu kaydetmediğim için kaybolup gitmiş ve ben de ona üzülmüşümdür. Kendi kendime gördüm ki ne zaman tefekkür gözünü açsam, ummadığım şekilde gaybın acayiplikleri belirmeye başlıyor. Sonra da bu düşünce yoğunluğu öyle bir hâl alıyor ki ihmal edilemeyecek şeyler bir araya geliyor. Böylece ben bu kitabı, aklıma gelen düşünceleri avlayıp kayda geçirmek için yazdım. Faydalandıracak Allah Teâlâdır. Şüphesiz o kullarına çok yakın, isteklerine icabet edendir.
Sayfa 31
İbnü'l-Cevzi, saraya yaklaşmadı. İlmini ve şöhretini dinine hizmete dönüştürdü. Miras denebilecek bir şeyi olmadı. Miras olarak hizmet bıraktı. Onun gayretleriyle iman etmiş, günahlarından tövbe etmiş on binler bıraktı. Kur'an'ı anlayan, hadisi anlayan milyonlar bıraktı. Kendi hatıratında diyor ki: "Yaptığım konuşmalar esnasında istiğfar edip, ibadete dönen en az yüz bin kişi hatırlıyorum. On binlerce Hıristiyan'ın onun elinde Müslüman olduğunu da tarih kitapları bizlere naklediyorlar. Torunu, konuşma yapmak için minbere çıktığında en az on bin kişinin onu dinlemek için önünde saf olduğunu anlatmaktadır. On binler susup onu dinledi, o ise onlardan bir menfaat beklemedi. Tövbe edenlerle ilgilendi. Alkış değil dua bekledi, beklediğini de buldu.
İbnü'l-Cevzî, üç şeyde sivrildi: a- Çok kitap okudu. Bu çokluk, çağını ve diğer çağları zorla-yacak düzeyde bir çokluktu. b. Çok kitap yazdı. Bu da bütün zamanları zorlayacak düzey. deydi. c. Çok iyi ve çok konuştu. Dolayısıyla, gözü, eli ve dili çok iyi çalıştı. Üç organın aynı anda bu derece faal olması, Allah'ın lütfu ve o lütfa layık olmak için yoğun bir gayretten başka bir şeyle anlatılamaz. Tam anlamıyla, Allah dağına göre de kar verdi. İbnü'l-Cevzi, büyük imtihanlara tâbi tutuldu. Onca gayreti ve hizmeti yanında, 'evinde abid, kütüphanesinde âlim' olarak yaşayıp ölemedi. Önce doğurup büyüttüğü çocuğundan ızdırap çekti. Böyle bir insanın kitaplarını satıp meze parası çıkaran bir çocuğun babası olmak onu ezdi, ağlattı, sabahlara kadar gözyaşları akıtmasına sebep oldu. Ama yılmadı, sabretti.
Şu da büyük bir gerçektir: Ibnü'l-Cevzi, okuma ve yazma açısından yirmi dört saatlik bir gün hiç kullanamamıştır. O dönemler için okuma ancak güneş ışığıyla mümkün olduğuna göre, aydınlatma sorunu dikkate alındığında onun günleri, güneşin doğup batmasıyla yani ışıkta okunabilecek zamanlarla sınırlıdır. Ayrıca İbnü'l-Cevzî'yi bir isim olarak andığımızda, onun sadece kitapla olan ilişkisini, insanlara etki eden konuşmalarını alıp gerisini bırakamayacağımız kadar geniş bir alana girmiş oluruz. İbnü'l-Cevzi, gecesini ibadetle geçiren, teheccüdü ihmal etmeyen abid bir insandır. İbnü'l-Cevzi gibi bir abidi, teheccüdden ve gece virdinden alıkoyacak sebep kitap olamaz. Buna ilave olarak haftada bir hatim indiren bir insanı konuşuyoruz. Bir cüzün yarım saat vakit aldığını hesap edersek, en düşük ihtimalle haftada on beş saati Kur'an okumaya ayırıyordu.