J. R. R. Tolkien bu kitabı çocukları için yazdığı için dili çok samimi. Okuyucuyla konuşur gibi anlatıyor, arada yorumlar yapıyor ve “şimdi ne olacak?” hissini sürekli diri tutuyor. Bu yüzden kitap, sanki biri sana hikâye anlatıyormuş gibi ilerliyor. Hikayemize gelecek olursaaak;
Bilbocuğumuz Shire’da huzurlu, düzenli boş yemeli içmeli bir hayat sürerkeeen bir gün kapısına Gandalf çıkageliyor. Hemen arkasından Thorin Meşekalkanı’nın başlarında bulunduğu 13 cücede evini bir anda dolduruyor. Gandalf yaparsan sen yaparsın diye diye Bilboyu ikna ediyor ve Ejderha Smaug tarafından ele geçirilen eski cüce hazinesini geri almak için yola çıkıyorlar. Yolda trollerle karşılaşıyolar, Bilbo hırsızlık yapmaya çalışırken yakalanıyor, cüceler esir düşüyor neyse ki Gandalf olaya el atıp trollerin taşa çeviriyor ve bizimkiler mağarada çok çok önemli kılıçlar bulurlar. Rivendell’de Elronda misafir olurlar ve burada haritada bazı gizemler ve anahtar olayı çözülmeye başlar. Sonra tekrar yola çıkarlar dağlardaki fırtınalardan kaçalım derkeeeen goblin mağarasına düşerler ve hepsi yakalanır. Evet şimdi burada Orta Dünyanın kaderini değiştirecek ayrıntı geliyor; Bilbo kayboluyor ve Gollum ile karşılıyor. Aralarında bilmece oyunu başlıyor, ki benim için aşırı keyifliydi , Bilbo tesadüfen Tek Yüzük’ü buluyor ve kaçıyor. Kartallar goblinlerden kaçtıktan sonra herkesi kurtarıyor. Gandalf rehberliğinde cüceler Beorn’un evine gidiyorlar. Erzak depolarını fulleyip artık Mirkwood Ormanına doğru yola çıkıyorlar. Bu orman aşırı tehlikeli büyülü nehirler, örümcekler daha neler neler.. Gandalf benim başka işlerim var diyerek burada onlardan ayrılıyor. Ama Bilbocuğumuz artık eskisi gibi değil değişmeye ve gelişmeye başlıyor artık daha cesur. Bu bizimkilerin trollerin mağarasında bulduğu kılıçlardan