Gülser Altunbüken

Gülser Altunbüken
@godoflies
"Morto per la libertà"
10/10
·352 syf.·
Beğendi
·
2020 10. kitabı
1984, son zamanlarda okuduğum en etkileyici kitaplardan biriydi. Kitabın ait olduğu o distopik evren beni içine çekti, hayatımızdan bir çok noktayı bu kabus senaryosuyla özdeşleştirebildiğimi fark ettim ve yer yer kendimi umutsuz hissettim diyebilirim. Tüm roman boyunca George Orwell'ın mükemmel hayal gücü ve yazım kabiliyetine hayranlık duydum. Hayvan Çiftliği'ni de benzer duygularla okuduğumu anımsıyorum. Konusuna değinmek gerekirse, Kitap, toplumun 3 büyük sınıfa ayrıldığı bir dönemde geçiyor. Bu sınıflar: iç partililer,dış partililer ve proleterler. Partili grupların evlerinde tele-ekranlar var. Herhangi bir anda, izlenme ve dinlenilme korkusuyla yaşıyor ve bu şekilde bastırılıyorlar. Kitaplar, şarkılar denetleniyor; düşünmeye yönlendirecek, toplum bilincini geliştirecek her şey yasaklanıyor. Güvenilir tarih kaynakları yok, hükümeti çelişkili gösterebilecek tüm kayıtlar siliniyor ve yerine sahte kayıtlar giriliyor. Konuşma dilini olabildiğince baside indirgeyerek düşünmeyi gereksiz hale getiriyorlar. İnsanlar rekabet duygusunu ve nefreti çok yoğun hissettiği için kolayca yönlendirilebilir hale geliyorlar. Diğer tüm duyguları bu rekabeti ve nefreti beslemek için köreltiliyor. Bu sistemin başında Büyük Birader diye anılan birisi olduğu anlatılıyor insanlara. Bu karakterin sembolik mi yoksa gerçek bir karakter mi olduğu kitabın bilinmeyen noktalarından biri fakat emin olduğum bir nokta varsa, içinde bulunduğumuz dünyada Büyük Birader örneklerini çok fazla görebiliriz. Baş karakterimiz Winston Smith, dış partililer grubunda. Hayatından hoşnut olmasa da değişim için harekete geçmekten korkan bir insan olarak çıkıyor karşımıza. Bir günce tutmaya karar veriyor ve hayatında geçen olayları bu deftere aktarmaya başlıyor. Bir gün iş yerinde içgüdüleri harekete geçiyor,
1984George Orwell · Can Yayınları · 2023199,9bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·512 syf.·
Beğendi
·
2019 27. kitabı
Kitaplığımda bu zamana dek beklettiğim için kendime kızdığım, en yakın zamanda tam metnini okumak istediğim bir kitap oldu. Çok bilinen bir dünya klasiği olması sebebiyle akıcılığından şüphe duyduğum ve çok kalın olması sebebiyle de gözümü korkuttuğu için okumadım şimdiye kadar. Fakat şunu tereddütsüz söyleyebilirim ki, Sefiller, elinizden bırakamayacağınız muhteşem bir eser. Kitabın konusu hakkında bilgi vermek gerekirse; Hikaye Myriel adında bir piskoposu tanıtarak başlıyor. Myriel, elinde ne varsa muhtaç insanlara dağıtan, kendi maddi sıkıntı çekse de çevresindeki insanları mutlu etmek için her türlü yardımda bulunmaya hazır bir adam. Güzel nasihatleri, önyargısız tutumu ile kasaba halkı tarafından aziz bir insan olarak anılıyor. Olay örgüsü ana karakterimiz Jean Valjean'ın mahkumiyeti sona erince bu kasabaya gelmesi, eski bir suçlu olması nedeniyle yatacak bir yer bile bulamaması ve Mösyö Myriel'in kapısını çalması ile başlıyor. Jean Valjean, üç ay boyunca işsiz kaldıktan sonra fırından ekmek çalıyor ve yakalanıp mahkum ediliyor. Beş yıl olan cezası firar etme girişimleri ile on dokuz yıla uzuyor. On dokuz yıl sonra geri döndüğünde ise tüm insanlara karşı içinde bir kin duygusu beslemiş oluyor, ta ki piskoposu tanıyana ve insanlara inancını yeniden kazanana dek. Kitabın kapağını kapattığım anda keşke okuma işini biraz daha yavaşlatsaydım da tadına vararak okusaydım diye düşündüm. Karakterlerin her biri teker teker işlenmiş, birbiri ile bağlantısı muazzam biçimlerde oluşturulmuştu. Akıcı bir dili olmasına rağmen size çok şey katacak, iyilik-kötülük, doğru-yanlış kavramlarını ciddiyetle düşündürecek , sefaletin doğurduğu yaşamları anlatacak bir başyapıt. Yazar kötülük kavramının çevremizdeki bazı etkenlerden kaynaklandığı ve düzeltilebileceği tezine özenle parmak
Edebiyat
SefillerVictor Hugo · Antik Yayınları · 2018105,2bin okunma