Kitaplığımda bu zamana dek beklettiğim için kendime kızdığım, en yakın zamanda tam metnini okumak istediğim bir kitap oldu. Çok bilinen bir dünya klasiği olması sebebiyle akıcılığından şüphe duyduğum ve çok kalın olması sebebiyle de gözümü korkuttuğu için okumadım şimdiye kadar. Fakat şunu tereddütsüz söyleyebilirim ki, Sefiller, elinizden bırakamayacağınız muhteşem bir eser.
Kitabın konusu hakkında bilgi vermek gerekirse; Hikaye Myriel adında bir piskoposu tanıtarak başlıyor. Myriel, elinde ne varsa muhtaç insanlara dağıtan, kendi maddi sıkıntı çekse de çevresindeki insanları mutlu etmek için her türlü yardımda bulunmaya hazır bir adam. Güzel nasihatleri, önyargısız tutumu ile kasaba halkı tarafından aziz bir insan olarak anılıyor. Olay örgüsü ana karakterimiz Jean Valjean'ın mahkumiyeti sona erince bu kasabaya gelmesi, eski bir suçlu olması nedeniyle yatacak bir yer bile bulamaması ve Mösyö Myriel'in kapısını çalması ile başlıyor. Jean Valjean, üç ay boyunca işsiz kaldıktan sonra fırından ekmek çalıyor ve yakalanıp mahkum ediliyor. Beş yıl olan cezası firar etme girişimleri ile on dokuz yıla uzuyor. On dokuz yıl sonra geri döndüğünde ise tüm insanlara karşı içinde bir kin duygusu beslemiş oluyor, ta ki piskoposu tanıyana ve insanlara inancını yeniden kazanana dek.
Kitabın kapağını kapattığım anda keşke okuma işini biraz daha yavaşlatsaydım da tadına vararak okusaydım diye düşündüm. Karakterlerin her biri teker teker işlenmiş, birbiri ile bağlantısı muazzam biçimlerde oluşturulmuştu. Akıcı bir dili olmasına rağmen size çok şey katacak, iyilik-kötülük, doğru-yanlış kavramlarını ciddiyetle düşündürecek , sefaletin doğurduğu yaşamları anlatacak bir başyapıt. Yazar kötülük kavramının çevremizdeki bazı etkenlerden kaynaklandığı ve düzeltilebileceği tezine özenle parmak